Batı'nın, Afganistan'da kurulan İslâm Emirliğini kötü göstermek için yürüttüğü medya faaliyetleri beklenenin de ötesinde etkili olmuş, diğer ülkelerdeki müslüman halklar dahi İslâmî Hükümetin aleyhtarı kesilmişti; hem de bu aleyhtarlık, İslâm'ın temel unsurlarından biri olan had cezaları üzerinden yürütülmüştü. Suni sınırlarla birbirinden ayrılan İslâm beldelerinin dışa bağımlı idareciler tarafından yönetilmesinin neticesinde müslüman halklar, İslâm dininin umdelerinden uzaklaşmış, akaid bilgilerinden dahi mahrum kalmıştır. Tercüme eserlerle zihinleri tamamen karmaşıklaşmış bu toplulukların, dinin asıllarıyla karşılaştığında yadırgaması da olağan bir hal almıştır.
Taliban Hareketi'ni diğer tüm oluşumlardan farklı kılan en önemli özelliklerden birinin "tâbî olma" kültürü olduğu söylenebilir. Medrese eğitimiyle fıkhî görüşlerinde selefin büyük imamlarından Ebu Hanife'ye tâbî olan her bir Talib; dinî, askerî ve içtimaî hiçbir konuyu tartışma konusu yapmaz ve 1400 yıllık geleneği yaşar ve de yaşatır. Savaş hatlarını medrese üstazlarının komutasında dolduran Taliblerin dinî ve askerî alanda çekiştiği çok rastlanır bir durum olmamıştır. Rahle başında önünde diz kırdığı üstazına savaş hattında da boyun eğen Talibler, bugüne kadar bölünmeden gelebilmiş ve düşmanlarına karşı tek yumruk olabilmişlerdir. Taliban Hareketi, bir örgüt olarak başladığı faaliyetlerinde büyüyerek devlet olduğu güne gelinceye kadar muhtemel tüm bölünmeleri en başından engellemiş ve birliğini muhafaza etmeyi başarmıştır.
O günün sabahında medresedeki ve ders halkalarındaki talebeleri ziyaret etmeye başladık; takriben 14 kişiden oluşan bir ders halkasına gittik, onları etrafımda topladım ve onlara dedim ki: "Allah'ın dini ayaklar altına alınıyor, insanlar açıktan günah işliyor, Din Ehli dinlerini gizliyor, aşağılık kimseler bölgenin tamamının kontrolünü ele almış; insanların paralarını çalıyor, sokak ortasında ırzlarına saldırıyor, insanları öldürüyor" (...)
Onlara dedim ki: "Bu durumda ilim tahsil etmeye devam etmek mümkün değil ve bu problemler desteklenmeyen sloganlarla çözülmeyecek. Biz ilim talebeleri olarak bu fesada karşı ayaklanmak istiyoruz. Eğer siz de Allah'ın dini için doğru bir şekilde çalışma yapmak istiyorsanız o zaman ilim tahsilini bırakmalıyız. Size karşı dürüst olacağım, şuana kadar kimse bize bir Rupi bile olsa yardımcı olacağı sözünü vermiş değil. Bu yüzden size ekmeğinizi sağlayacağımızı zannetmeyin bilakis biz kendimiz insanlardan ekmeğimizi ve yardım talep edeceğiz."
Bunların ardından o 14 kişiden hiçbiri bu ameli icra etmeyi kabul etmedi ve dediler ki: "Biz bu vecibelerden bir kısmını cuma günleri yerine getirebilecek durumdayız." -yani biz ancak cumadan cumaya namaz kılacak kimseleriz fazlasını bizden bekleme anlamında- Bunun üzerine ben de onlara dedim ki: "Geri kalan günlerde kim yerine getirecek?"
Tarihin bizim Allah yolunda, İslâmî esaslarımız ve daimî inancımız üzere öldürüldüğümüzü yazması ve Müslümanların bu halimize şahitlik etmesi, tarihin inanç esaslarımızı değiştirip Cihad Sancağını feda ederek sıhhat ve afiyet içinde yaşadığımızı yazmasından ve Müslümanların da aleyhimize şahitlik etmesinden bizim için Allah katında daha hayırlıdır ve her kim İslâm devletinin musibetler ve imtihanlar olmaksızın hâkimiyet bulacağını düşünürse işte o kişi Peygamberin (sav) hayatını bilmeyen bir cahildir.