Burak

Burak
@vecdebi
Sahabeler Rasûlullah'ın sünnetlerini Kur'ân'ı topladıkları gibi bir mushafta toplamadılar. Çünkü sünnetler yayılmış, sahih olmayanlar sahih olanlar arasında gizlenmişti. Hadis ehli bunların naklinde ezberlerine güvendiler. Kur'ân hususunda ise böyle yapmadılar. Sünnetlerin lafızları, ilave ve çıkarmalardan -Allah'ın, Kur'ân-ı Kerim'i, insanları bir örneğini getirmekten aciz kıldığı muhteşem nazmıyla koruduğu gibi- korumuş değildir. Dolayısıyla onlar Kur'ân'da toplananlar hususunda icmâ ettiler fakar sünnetlerin harfleri ve nazm-ı kelâmının nass/metin olarak nakledilmesinde ise ihtilafta idiler. Bu yüzden hakkında ihtilaf ettiklerini tedvin etmeleri doğru olmazdı. Eğer Kur'ân'da yaptıkları gibi sünnetlerin de muhkem ve düzenli bir şekilde toplanmasını isteselerdi bu sünnetlerin toplanması hususunda ihmalkârlık yapmazlardı. Fakat onlar, hakkında ihtilaf olmayan hadisleri tedvin etmeleri halinde, bu kitaptakilerin asıl kabul edilip kitabın dışında kalanların yalanlanmasından korktular. Bu yüzden ümmetin hadis talebindeki yolunu genişlettiler. Onların her biri hadislerin toplanmasında gayret ve himmeti kadar çalıştı ve sünnetler kayıt altına alınmış oldu. Bu sünnetlerin/hadislerin bazılarında, Rasûlullah'tan sadır olan lafızların birebir nakline isabet ettiler ki bunlar illetlerden salim olanlardır. Kimilerinin ise mânâları korundu, lafızları ise unutuldu. Bazılarında ise lafızların nakli konusunda rivayetler farklılaştığı gibi râvîler de güvenilirlik ve adalet hususunda farklı derecelerde idiler. İşte bunlar illetlerin (hadisin sıhhatini zedeleyen kusurlar) girdiği sünnetlerdir ki, konu hakkında ilim sahibi olanlar sahih usullere ve güvenilir temellere dayanarak sahih olmayanları sahih olanlardan ayırt ettiler.
Sayfa 86·Kitabı okudu
Din
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Eğer meselenin önemi ve öncü hadis âlimlerinin hadis tenkidi ve hadislerin sahihlerinin sahih olmayanlardan ayrılması konusunda gösterdikleri gayreti açıklamaya başlarsam, İslâm ve oryantalizm kütüphanelerini dolduran hadis kitapları, onlara yapılan şerhler ve muallakatların tümüne denk büyüklükte bir kitap yazmam gerekir. Çünkü hadis kitapları tümüyle intikâd/tenkid ve tümüyle intikâ/ayıklamadır.
Sayfa 82·Kitabı okudu
Din
Çünkü eğer âlemin düzenini koyan Allah ise ve bu düzeni koyarken kendi seçimiyle bunu yaptı ise, o hâlde istediği zaman bu düzeni değiştirmeye de gücünün yetmesi gerekir. Müslümanların inancına göre Allah istediği zaman daha önce verdiği özellikleri eşyadan geri alır ve Allah'ın bu özellikleri geri alması âdete/alışılmışa aykırı bir şey (hâriku'l-'âde) olur, yoksa akla aykırı/aklı alt üst eden (hârıku'l-'akl) olmaz ki bu muhal olsun. Öldürülen kimselerin ölümü nasıl Allah'ın izniyle oluyorsa peygamberler tarafından ölü kimselerin diriltilmesi de Allah'ın izniyle oluyor ve imkân bakımından eşit derecede olmakla birlikte, bu ikisi arasında birinci hâlin gerçekleşmesinin çok olması, ikincisinin ise az olmasının haricinde bir fark yoktur. Aynı şekilde ateşin yaktıklarında da durum böyledir. Ateşin yakması nasıl Allah'ın izniyle oluyorsa, yakmaması da onun izniyle olur ve iki durum arasında Allah'ın kudretine nispetle hiçbir fark yoktur. Hatta doğrusu, yanma meydana geldiğinde bunun ateşten olmadığıdır. Çünkü her şeyde hakîkî fail Allah'tır ve kâinata O'ndan başka etki eden yoktur. Yanma fiilini ateşe, söndürme işini de suya nispet eden ve su ile ateşten her birinin kendine has fiili olan bir fâil olduğunu söyleyen sonra da ağız dolusu bir iddia ile bunun tecrübeyle ve her zaman ve mekânda bizzat görülmesiyle sabit olduğunu ileri süren kimse mutlak olarak vehmetmiştir. Çünkü tecrübe ve müşahade ile sabit olan şey, sadece ateşe bir şey dokunup birliktelik gerçekleştiğinde yakma ve yanma işinin meydana geldiğidir; yakma fiilinin fâilinin ve bu eseri, yani yakmayı ortaya çıkaran müessirin ateş olduğu değil. Eserin (yani yakmanın) sürekliliğinden ve bu eserin her zaman ateşle birlikte bulunmasından (deverân), yanmanın fâil illetinin ateş olması lazım gelmez. Çünkü illet
Sayfa 66·Kitabı okudu
Din
Nitekim Ferîd Vecdî, benimle birkaç yıl önce geçen bir münakaşada Kur'ân'da peygamberlerin mucizeleri hakkında geçen âyetleri hakîkî mânâsı anlaşılamayan müteşâbih âyetlerden saymıştır. Bütün bunlar, tabiat kanunlarını altüst eden mucizeleri inkâr etmek içindir ki bu inkâr şu iki sebepten dolayı peygamberliğin de inkârını gerektirir: Birincisi, mucizenin peygamberliğin alâmeti olmasıdır. Dolayısıyla, kim mucizeyi inkâr ederse mutlaka peygamberliği de inkâr etmiş olur. İkincisi ise, mucizeyi inkâr etmenin dayanağı, onun gaybla alâkalı meselelerden olmasıdır. Hâlbuki Allah'la hâs bir bağlantı olması hasebiyle peygamberliğin kendisi de gaybla alâkalı işlerdendir.
Sayfa 35·Kitabı okudu
Din

Burak

, bir kitap okudu
Puan vermedi·224 syf.·
9 günde okudu
·
2022 29. kitabı
Ercan Çifci
9.4/10 · 41 okunma