Çünkü eğer âlemin düzenini koyan Allah ise ve bu düzeni koyarken kendi seçimiyle bunu yaptı ise, o hâlde istediği zaman bu düzeni değiştirmeye de gücünün yetmesi gerekir. Müslümanların inancına göre Allah istediği zaman daha önce verdiği özellikleri eşyadan geri alır ve Allah'ın bu özellikleri geri alması âdete/alışılmışa aykırı bir şey (hâriku'l-'âde) olur, yoksa akla aykırı/aklı alt üst eden (hârıku'l-'akl) olmaz ki bu muhal olsun. Öldürülen kimselerin ölümü nasıl Allah'ın izniyle oluyorsa peygamberler tarafından ölü kimselerin diriltilmesi de Allah'ın izniyle oluyor ve imkân bakımından eşit derecede olmakla birlikte, bu ikisi arasında birinci hâlin gerçekleşmesinin çok olması, ikincisinin ise az olmasının haricinde bir fark yoktur. Aynı şekilde ateşin yaktıklarında da durum böyledir. Ateşin yakması nasıl Allah'ın izniyle oluyorsa, yakmaması da onun izniyle olur ve iki durum arasında Allah'ın kudretine nispetle hiçbir fark yoktur.
Hatta doğrusu, yanma meydana geldiğinde bunun ateşten olmadığıdır. Çünkü her şeyde hakîkî fail Allah'tır ve kâinata O'ndan başka etki eden yoktur. Yanma fiilini ateşe, söndürme işini de suya nispet eden ve su ile ateşten her birinin kendine has fiili olan bir fâil olduğunu söyleyen sonra da ağız dolusu bir iddia ile bunun tecrübeyle ve her zaman ve mekânda bizzat görülmesiyle sabit olduğunu ileri süren kimse mutlak olarak vehmetmiştir. Çünkü tecrübe ve müşahade ile sabit olan şey, sadece ateşe bir şey dokunup birliktelik gerçekleştiğinde yakma ve yanma işinin meydana geldiğidir; yakma fiilinin fâilinin ve bu eseri, yani yakmayı ortaya çıkaran müessirin ateş olduğu değil. Eserin (yani yakmanın) sürekliliğinden ve bu eserin her zaman ateşle birlikte bulunmasından (deverân), yanmanın fâil illetinin ateş olması lazım gelmez. Çünkü illet