Seninle -bana göre çok kıymetli- bir hayat tecrübemi paylaşacağım. Hayatta önüne öyle meseleler gelecek ki, onlarla ilgili ne diyeceğini, nasıl davranacağını bilemeyeceksin. Böyle olunca da, tabiî olarak insanlara koşacaksın, onlarda bir çare, bir çıkış yolu arayacaksın. Ama bugün insanların -belki, diyorum- çoğu seni yanıltırlar, Ramazan. Susuzluğunu gidermeyecekler, belki daha da artıracaklar.
Çünkü demokrasi bir kavram, bir anlayış ve bir felsefe olarak, İslâm'la asla uyuşmaz. Demokrasi halka karar verme hakkı verir, İslâm ise vermez. Mesela bugün Türkiye'de halkın çoğunluğu içkinin caiz olmasını istese, bu talep demokrasiye göre meşrudur ama İslâm'a göre asla. Nitekim bugün bazı toplumlarda, demokrasi adına eşcinsellik meşru görülüyor ve eşcinsel evlilikler yapılıyor. İslâm'ın böyle bir şeyi kabul etmesini tasavvur edebilir misiniz? Çünkü İslâm'da yasama hakkı yalnızca Allah'a ve -mecazî anlamda- Allah rasûlü'ne aittir ve parlamento dediğimiz kurum tartışmasız olan bu esas çerçevesinde hareket eder. Yani parlamentonun vazifesi bu esası uygulamak ve hakkında nass bulunmayan yeni meseleleri bu esas (Kur'an ve Sünnet) çerçevesi içinde çözmektir. Yani parlamentonun hakiki anlamıyla yasama yetkisi yoktur. İctihad bile, bir meselede Allah'ın hükmünü anlama çabası demektir...
Kişi, öğrenmeye devam ettiği sürece âlimdir. Öğrenmeyi bırakıp mevcut birikiminin kendisine kifayet ettiği ve artık müstağni olduğu zannına kapıldığında ise cehaletin zirvesindedir.
Alim, sultanların yanında hakkı söylemekten çekinmemeli, hak uğruna kınayanın kınamasından korkmamalıdır. Hz. Peygamber efendimiz (s.a.v.) en faziletli cihadın, zalim yöneticinin yanında söylenilen hak söz olduğunu ifade etmiştir.