Roboto

Rousseau’ya göre, Hobbes’un tanımladığı “savaş durumu"nun ortaya çıkması ya da çıkar çatışmalarının en uç noktada gündelik hayattaki şiddet biçimini alması, birbiriyle ilişkili iki toplumsal sürece bağlıdır. Birincisi, toplumun ortaya çıkmasıyla birlikte, insanın doğal güdüsü olan kendisini sevmesi, yerini kendini beğenmişliğe bırakır; bu da arzularının, gerçek ihtiyaçlarının ötesine geçerek artmasına yol açar ve kişi, kendine yeterli olmaktan çıkar. İkincisi, yeni arzularını tatmin etmeye çalışan insan, ne durumda olduğunu anlamak için kendisini başkalarıyla karşılaştırmaya başlar, rekabete girişir ve kıskançlık duygularının gelişmesiyle doğal merhamet duyguları zayıflar.
Sayfa 56
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Hobbes doğal insanın ahlaksal yetileri olmadığını söylemekte haklıdır, ama erdemli olmayı bilmemesinin, onu kötü ve saldırgan yapacağı konusunda yanılmıştır. Rousseau'ya göre, doğal insanın iyiliğinin kaynağı, erdemli olmayı bilmesi değil, kötülüğü bilmemesidir; o iyidir çünkü saftır.
Sayfa 55
Toplum-öncesi doğal durumda, algılanan ihtiyaçlar (ya da arzular) ile gerçek ihtiyaçlar arasında hiçbir fark yoktur. İnsanın henüz konuşma yeteneği bile olmadığından, aklını kullanma yeteneği de gelişmemiştir. Ne geçmişi hatırlar, ne geleceği planlar; günübirlik yaşar. Yalnızca bildiği şeyleri arzular; bildiği şeyler ise hemen ihtiyacı olan şeylerdir. Kendi ihtiyaç nesneleri dışındaki her şeye kayıtsızdır.
Sayfa 55
Rousseau, uygar insanın özelliklerini, doğal durumdaki insana atfetmesi nedeniyle Hobbes’u eleştirir. Uygar insanın siyasi otoritelerin çöktüğü bir durumda saldırganlaşması onun doğal olarak saldırgan olduğunu göstermez. Örneğin, William Golding’in sonra sinemaya da uyarlanan Sineklerin Tanrısı romanında, Hobbes’unkine benzer bir insan doğası anlayışı işlenir. Uygarlıktan uzaklaşan ve ıssız bir adaya düşen çocukların yaşamına çok geçmeden güç mücadelesi ve vahşet egemen olur. Bu durumu, toplumsal kurumlar dizginlemeseydi, insan doğasının ne denli yıkıcı olacağının kanıtı olarak değerlendirmek, günümüz karamsar insanları arasında epey yaygındır. Oysa aynı durumun bir başka açıklamasına göre, çocukların adada kurdukları vahşi düzen aslında o güne kadar boyun eğmek zorunda bırakıldıkları büyüklerin dünyasının ahlaki standartlarına ve aşırı disiplinle onları “iyi” olmaya zorlayan eğitim sistemine tepkidir. Baskının olduğu yerlerde tepkisel özgürlük mücadelelerinin olması şaşırtıcı değildir. Ama büyükler çubuğu bir tarafa bükmeye çalışırken, çocuklar tepkisel olarak öteki yana büker; özgürlüğü kuralsızlık zannedip, tüm sınırlardan ve ahlaksal ilkelerden kurtuluş olarak görürler. Çocukların davranışları, yıkmaya çalıştıkları uygarlığın normlarına tepkisel olduğu ölçüde, kendilerini “öteki” üzerinden tanımlamış olurlar ve gerçek özgürlüğe ulaşamazlar. Rousseau’ya göre çoğumuzun özgürlüğü negatif özgürlük ya da kuralsızlık olarak algılamasının temelinde benzer bir motivasyon bulunur.
Sayfa 53
Aslan doğasını anlamaya çalışan biri, hayvanat bahçesine mi yoksa vahşi doğaya mı gitmelidir? Sadece hayvanat bahçesindeki evcilleştirilmiş ve tutsak aslanları gözleyen biri, aslanın gerçek doğası hakkında ahkâm kesebilir mi? Benzer biçimde insan doğasını araştırmak isteyen birisi, tarih içinde yolculuk yapamayacağına göre, hayal gücünü kullanarak “Hiçbir toplumsal kurum olmasaydı, insan doğası eğitimle yontulmamış olsaydı, boyun eğmemiz gereken hiçbir otorite olmasaydı nasıl varlıklar olurduk?” sorusunu sorabilir.
Sayfa 51