Başarı konusunda gafil avlandığı nokta, başarının insanları sıkıcılaştırdığını fark edememesiydi. Başarısızlık da sıkıcılaştırıyordu insanları ama farklı bir şekilde: Başarısız insanlar hayatta tek bir şey için mücadele ediyorlardı, o da başarıydı. Ama başarılı insanlar da sadece başarılarını sürdürmek için mücadele veriyordu. Koşmak ve yerinde saymak arasındaki fark gibiydi bu ve koşmak her halükârda bıktırıcı bir iş olsa da, koşan insan hiç değilse hareket eder, farklı yerlerden geçer, manzaralar görürdü.
Her şeyin kanunda yeri var, diye bir argüman ileri sürerdi aklındaki Harold’a.
Bir şeyi yapabiliyor olman, yapman gerektiği anlamına gelmez, diye cevabı yapıştırırdı aklındaki Harold.
Ne demek istediğimi şimdi değilse de bir gün kavrayacaksın. Bence arkadaşlığın bütün numarası, senden daha iyi insanlar bulmak; daha akıllı, daha karizmatik değil, daha sevgi dolu, cömert ve bağışlayıcı insanlar bulup onlara sana öğretebileceklerinden ötürü saygı duymak, senin hakkında ne kadar iyi veya kötü şeyler söylerse söylesinler kulak vermek, bir de onlara güvenmek, ki en zoru budur. Ama en güzelidir de.
Başına bir şeyler geldiğinde eskiden olduğu gibi mücadele vermiyordu; bazen acı çekerken, bilincini koruduğu kadarıyla biraderlerin onun hakkında ne düşüneceğini merak ediyordu, ne öfke nöbetleri kalmıştı, ne sinir krizleri, ne mücadelesi. Hep istedikleri gibi bir çocuktu artık. Hiçbir iz bırakmadan süzülerek geçen, adeta uzayda hiç yer kaplamayan biri olmak istiyordu.