Seviyordum.
Sevmek. Kendini genç ve aşkla dolu hissetmek, doğanın ve ahenklerinin içinizde attığını hissetmek, bu hayale, kalbin bu atılımına ihtiyaç duymak ve bundan mutlu olmak! Ah! İnsanın ilk yürek atışları, ilk aşk çarpıntıları! Ne tatlı ve ne tuhaflar! Ve ardından ve daha sonra, ne kadar şapşalca ve aptallık derecesinde gülünç geliyorlar! Tuhaf şey! Bu uykusuzlukta aynı anda hem ıstırap, hem de neşe var. Yoksa bu da kibirden mi? Ah! Aşk yoksa sadece gurur mu? Dinsizlerin saygı duyduklarını reddetmek mi lazım?
Kalbe gülmek mi gerekir?
Hayatı henüz görmüştüm ki, ruhumda derin bir iğrenme hissi uyandı; bütün meyveleri ağzıma götürdüm, bana acı geldi, bunları geri ittim, ve şimdi de açlıktan ölüyorum. Böylesine genç ölmek, kabir umudu olmadan, orada uyuyacak olmaktan emin olmadan, oradaki huzurun bozulup bozulamayacağını bilmeden! Hiçliğin kucağına atlamak ve sizi kabul edeceğinden şüphe etmek!
Evet, ölüyorum, zira geçmişini denize dökülen su gibi görmek yaşamak mıdır, şimdiki zamanı bir kafes, geleceği bir kefen gibi görmek?