Yolda bir mezarlığın önünden geçtik. Ben kabir ehline selam verdim. Genç adam da benim peşimden selam verdi. “Bu yaptığın,” diye seslendi ihtiyar adam, “sünnettendir.”
“Müslüman’ın kalbi” dedi genç, “selametle dolu olmalı. Çünkü Rabbimiz bize sünneti talim ettirerek, nasıl müslümanca yaşanacağını ve ölüneceğini göstermiş, kalbüne ahiretin kat’î olduğunu yerleştirmiştir.
Elimden, genç adama hayranlıkla gülümseyerek bakmaktan öte birşey gelmedi. Böylesine genç birinde bu kadar ruhi duyarlılık görmek insanın kalbini ısıtıyordu.
Çiçeğin saksısını değiştirirken eski topraktan biraz bırakmalı dedi Şeyh. “ve kökleri de zedelememelisin, unutmaki aşırı bol su ve aşırı zengin toprak da çiçeği yakar. Biz hem aşka hem ibadete muhtacız. İbadet, çiçeğin gıdası gibidir. Sudur, vitamindir.
Boruların öyküsü böylece sürüp gidiyordu. Hakka giden yol boyunca da akışlar ve tıkanışlar vardı. Suyun kaynağı, rahmetin membaını, yani Zat-ı İlahi’yi temsil eder. Suyun kendi membaından gelmesi misali, lütuf ve gufran da ancak O’ndan gelir. Ve memba için okyanus da, damla da birdir. Suların akışı O’nun rahmetini temsil eder. Tıkanış ise fitne, yani bu dünya hayatının tuzakları ve imtihanları demektir. Akış da, tıkanış da, rahmet de, fitne de hep Allahtan’dır. TIKANIŞLARI AŞMAK İSTEYENİN ŞUNLARDAN NASİBİ OLMASI GEREKİR: İman, yakîn, terk-i heva, yakaza, recâ ve a’mâl. Ama illa da AŞK’tan nasipsiz kalmamalıdır. Unutmamalı ki önümüzde hep tıkanışlar olacaktır. O zaman da daha önce bahsettiğimiz gibi, tuunacak tek bir ipimiz var: sabır. Allah’ın rahmeti hepimizin üzerine olsun.