Tanrı ve insan. Her şey, inanan insanın, Tanrıya doğru koşusu, düşüşü, tekrar yücelişi, cennetini yitirişi, hakikat medeniyetini yitirişi ve sonra tekrar buluşu biçiminde olup bitiyor.
Var olmak, gerçek manasıyla var olmak, hareketleriyle düşüncesini sonsuzluğa istinat ettirmek demektir ve böylelikle kendi varlığını sonsuzlukta aramak demektir.
Hareketin tarifinde son söz olarak şu prensibi kabul ediyoruz: Tam ve gerçek hareket, her defasında, en iptidai bir karar ve feragatte bile, BÜTÜN ÂLEME YAYILIŞ, ORADAN SONSUZLUĞA GEÇİŞ, sonra sonsuzluktan aldığı kuvvet ve bütün âlemlerden aldığı ibretle, aynı zamanda zekâ ve iradenin bütün kuvvetlerini kullanarak, tekrar kendi ferdî alemimizd dönüş ve bu noktadan âlemle temastır.
Böyle olmıyan hareketler kısırdır, ölü doğmuş hareketlerdir, gerçekten hareket olamamış verimsiz denemelerdir.
Âşık oldum erene ermek ile
Hakk’ı buldum ben eri bulmak ile
Ere erdim, erde buldum maksudum
Bulamadım taşradan sormak ile.
Ne yere baktım ise er oturur
Gönlün aldum yüz yere sürmek ile
Hak’tan imiş canlara cümle nasip
Olmaz imiş Kâbe’ye varmak ile
Yunus’a sorsanız hayatının bütün hikayesi bu. Ere ermek! Bunu yapabilene ne mutlu. Yapamayan yüz defa Kâbe’ye de varsa nafile!