Bugünün insanına musallat olan yalnızlıkta , o herkesle beraberken yalnızdır. İnsanların arasındayken bile yalnızdır. Umutsuz, hastalıklı bir azap sarmıştır onu.
Dünya korkusuyla kıvranan insan , üzerine indirilen azap kamçısından nereye sığınacak? Belki kendi yüreğine sığınmak isteyecek , fakat orası da daralmıştır, yürek, aslında kendine bir sığınak aramaktadır, kendisi için bulamadığı sığınağı , kendisinde nasıl sağlasın? Sığınacak yeri yoktur, sadece, yalnızlığının göz karartan uçurumuna doğru sürüklenip durur.
İnsan yüreğini dünya korkusu sarınca , o hem kendinin hem başkasının zalimi olmaya yüz tutmuş demektir . O, artık ne kendine güvenir ne başkasına. Bu insan yeryüzünün bütün kalabalığıyla bir arada olsada kendini yalnızlığın azabından kurtaramaz.
Toplum, kendine ait olmayan bir fikrin kurbanı ve kölesi olduğunun farkında değildir. İnançsız, yiyeceksiz, yoksul, çıplak ayakla sürdürür koşusunu bilinçsizce. Yorgun ve bitiktir. O ölüm uçurumunun kıyılarında dolanırken, kurtarıcı fikre bile inanma yeteneğini yitirmiştir.
Kendi imal ettiği cehennemin içinde bulunan ve onun ateşten duvarlarının ötesinde sığınacak yeri olmayan bu insan nasıl rahat eder, rahat edebilir mi? O hem kendisiyle olan çatışmasını hem başkasıyla olan savaşımını sürdürecektir. Hem başkasına zulmedecek hem kendini yiyip bitirecektir.