Mağara Kinayesi, Sokrates ile Platon'un erkek kardeşi Glaukon arasında bir konuşma olarak geçer.
Diyalogda Sokrates, Glaukon'dan yanılsamanın sanki gerçekmiş gibi algılandığı bir dünya tasavvur etmesini ister. Konuya daha bir açıklık kazandırmak için şu örneği kurgular:
İçinde bir grup mahkûmun doğduklarından beri kapalı tutulduğu bir mağara vardır. Mahkumlar hareket edemezler. Boyunları ve bacakları hareket ettiremeyecekleri ya da döndüremeyecekleri şekilde zincirlenmiştir ve ancak önlerinde bulunan bir taş duvara bakabilmektedirler. Mahkumların arkasında, yüksekçe bir yerde yanan bir ateş ve ateş ile mahkûmlar arasında ise birtakım kişilerin başlarında taşıdıkları şeylerle yürüdükleri bir duvar vardır. Ateşin Işığı, mahkûmların önündeki duvara nesnelerin gölgelerini düşürmektedir. Mahkumların görebildikleri tek şey bu gölgelerdir. İşittikleri sesler sadece mağaranın yankılarından ibarettir.
Dolayısıyla, bu mahkûmlar gerçek nesnelerle hiç karşılaşmadıkları ve tüm yaşamları boyunca yalnızca gölgelere tanık oldukları için, bu gölgeleri gerçekliğin kendisi sanmaktadırlar. Mağaranın yankıları, onlara göre, gölgelerin yarattığı gürültülerdir. Söz gelişi, bir kitabın gölgesi belirecek olsaydı, bu mahkûmlar kitap gördüklerini iddia ederlerdi. Mahkûmların gerçekliğinde gölge diye bir şey bilinmediği için, onlar bunun bir kitabın gölgesi olduğunu söylemezlerdi. En sonunda, mahkûmlardan biri bu dünyanın mahiyetini anlardı ve bir sonraki gölgenin hangisi olduğunu kestirebilirdi, böylelikle diğer mahkûmların övgüsünü ve takdirini kazanırdı.
Şimdi diyelim ki, mahkumlardan biri serbest kalır. Birileri o mahkûma gerçek bir kitap gösterecek olsa, mahkûm o nesneyi tanıyamaz. Mahkumun gözünde kitap, duvara vuran gölgedir. Bir kitabın yansısı, kitabın kendisinden daha gerçek
Gişe rekorları kıran 1999 tarihli Matrix adlı film geniş anlamda Platon'un Mağara Kinayesi'ne dayanmaktadır. Keanu Reeves'in canlandırdığı NEO karakterinin deyişiyle : "VAY BE."
Platon'un düşüncesine göre, mükemmel bir toplumda KORUYUCU sınıfı (felsefeyi esas alarak önderlik eden, toplumun da tüm kalbiyle izinden gittiği YÖNETİCİLER) AKLI temsil ederdi; YARDIMCI Sınıf (toplumun geriye kalanının Koruyucu sınıfa boyun eğmesini sağlayacak ASKERLER) TİNi temsil ederdi; ÇALIŞAN sınıf, yani toplumun İŞÇİleri ve TÜCCARları ise İŞTAHı temsil ederdi.
Platon'un akılcılığa ve ruha ilişkin anlayışını Devlet'te ve Phaidros'ta irdeler.
Ruh, Platon'a göre AKIL, TİN ve İŞTAH olmak üzere üç kısma ayrılabilir:
1. Akıl: Ruhun akılcı kararlar vermekten sorumlu olan kısmı budur.
2. Tin: Ruhun tüm arzulardan sorumlu olan kısmı budur. Bir bireyin adil bir tini varsa, tin aklın yol göstermesi için akla baskı yapar. Tinin engellenmesi, öfkeye ve kötü muamele duygusuna yol açar.
3. İştah: Ruhun, en temel derin özlemlere ve arzulara kaynaklık eden kısmı budur. Örneğin, susama ve acıkma gibi şeyler, ruhun bu kısmında bulunabilir. Aşırı yeme ya da cinsel aşırılık gibi gereksiz ve uygunsuz dürtüleri de iştah öne çıkarır.
Platon, ruhun bu farklı kısımlarını açıklamak için, ilk önce adil bir toplumdaki üç farklı sınıfa göz attı: KORUYUCU, YARDIMCI YARDIMCI ve ÇALIŞAN sınıflarıydı. Platon'a göre, bireyin kararlarında aklın hükmü geçmeli, tin akla yardımcı olmalı, iştah itaat etmelidir.
Platon'un geliştirdiği en önemli kavramlardan biri, onun idealar (Formlar, Biçimler) kuramıdır. Platon, gerçekliğin iki özgül düzeyde var olduğunu belirtir:
1. Görüntülerin ve seslerin oluşturduğu gözle görülebilir dünya.
2. Gözle görülebilir dünyaya varlığını kazandıran kavranabilir dünya.
Örneğin, bir kişi güzel bir resim gördüğü zaman, güzelliği ayırt etme yeteneğine sahiptir çünkü güzelliğin ne olduğuna ilişkin soyut bir kavrama sahiptir. Demek ki, güzel şeylerin güzel olarak görülmelerinin nedeni, güzellik ideasının parçası olmalarıdır. Gözle görülebilen dünyadaki şeyler değişebilmesine ve güzelliğini yitirebilmesine rağmen, güzellik ideası öncesiz-sonrasızdır, asla değişmez ve görülemez.