b a h a r

Not
"Deneysel felsefenin atası" BACON motifleri bir araya getirmişti bile. "Önce kendi bilmediklerini başkalarının bildiğine, sonra da onların bilmediklerini kendilerinin bildiğine inanan" gelenek çömezlerini küçümsemektedir BACON, "ancak safdillik, kuşkulanmaya karşı isteksizlik, düşüncesizce verilen yanıtlar, bilgiçlik taslamak, karşı çıkmaktan çekinmek, çıkarcılık, araştırmalarda savsaklık, söz fetişizmi, sırf kısmi bilgilerle yetinmek: Bunlar ve benzeri şeyler insan anlığı ile şeylerin doğası arasında mutlu bir evliliğin gerçekleşmesini engellemiş, bunun yerine anlığa değersiz kavramlar, plansız deneyler yamamıştır: Böylesine övgüye değer bir birleşmeden duyulan korku ve çıkacak sonuçlar kolayca tasarlanabilir. Kaba bir buluş olan matbaa makinesi, akla daha yakın bir buluş olan top, daha önceleri de bir dereceye kadar bilinen pusula: Bu üç buluş hangi durumda değişiklik yaratmamıştır ki; biri bilimde, diğeri savaşta, üçüncüsü de maliye, ticaret ve denizcilikte! Ve bütün bunlar, inanın, tamamen bir rastlantı sonucu insanın ayağına takılmış, karşısına çıkmıştır. Demek ki, insanın üstünlüğü bilgiden kaynaklanıyor, buna hiç kuşku yok. Burada, kralların tüm hazinelerini dökse satın alamayacağı, emirleriyle hükmedemeyeceği, casuslarının ve muhbirlerinin hakkında bir haber getiremeyeceği, kaynağı olan ülkelere denizcilerinin, kaşiflerinin yelken açamayacağı birçok şey saklıdır. Bugün doğaya sırf düşüncemizde egemen oluyor ve bu düşüncenin baskısına boyun eğiyoruz, üstelik bu düşünce tarafından kendimizde, doğaya pratikte egemen oluyormuş sanısının uyandırılmasına da göz yumuyoruz."
Reklam

b a h a r

, bir kitabı okumaya başladı
Theodor W. Adorno
8.7/10 · 444 okunma
NOT- Adorno ve Horkheimer
- Adorno ile Horkheimer'i Aydınlanma karşıtları arasında anmak hata olur; onlar, Aydınlanma düşüncesine yönelik içkin bir eleştiriyi onu kendi kavramlarıyla yüzleştirerek sürdürmektedirler. - Aydınlanmanın Diyalektiği, gelecekteki eleştirel düşüncenin imkânlarını saklı tutmaya çalışıyordu. - Kitap 1960'lı yılların ortalarında yeniden gün yüzüne çıkar, tüketim toplumunun eleştirisiyle birlikte düşünülür ve kolonyal emperyalizme karşı çoklu itirazları olduğu kadar yeni doğmakta olan feminist hareketi de güçlendirir. - Adorno ve Horkheimer, analizlerinin odağına TAHAKKÜM meselesini koyarlar. Marksizmin tam olarak bağlarını koparamadığı "üretkenlik" eleştirisini güçlendiren bir doğa referansıyla ekonomik sömürünün geleneksel eleştirisini başka bir açıdan beslerler. - Adorno ve Horkheimer, bilgi ve iktidar arasındaki çözülemeyen düğümü Foucault'dan önce (ve Foucault'nun geç dönem itirafları da dikkate alındığında kendi bilgisi dışında) açığa çıkarır ve (metodolojileri böyle bir bağın kurulmasına engel olacak kadar farklı olsa da ne denli üretken olduğunu Bourdieu'nün çalışmalarının gösterdiği) bir TAHAKKÜM SOSYOLOJİSİnin taslağını oluştururlar. - "Notlar ve Eskizler"e gelince, bunlar, psikolojiden farklı olarak, bireyi değil kapitalizm tarihinin bu aşamasında ortaya çıkan kişiliksiz yeni bir insani türü araştıran "diyalektik bir antropoloji" bünyesinde konumlanırlar. - Aydınlanmanın Diyalektiği, özellikle "Frankfurt Okulu"nun mirasını devralmaya çalışmış olan Jürgen Habermas'ın ve Axel Honneth'in gözünde tam da karamsar ve karanlık bir "tarih felsefesini" başlatan yöntemiyle "Eleştirel Teori"nin tüm yetersizliklerini gözler önüne sermektedir. - Eserin böyle bir itiraza yol açma statüsünden fazlasını hak ettiği kesindir. - Ortak çalışma ve de fragman biçiminde
NOT: 1947 Adorno ve Horkheimer
- "Kültür endüstrisinin" standart ve kalıplaşmış ürünlerinde Aydınlanma felsefesinin idealleri inkâr edilir. - Kültürel ürünler özgür bireyler oluşturmak yerine piyasa düzenini savunur ve kitlelerin itaatini güçlendirirler. -Antisemitizme gelince onun aşikâr mantıkdışılığı Aydınlanma'nın rasyonelliğinin "sınırlarının" paranoyaya yenik düşmüş bir diğer yönüdür. - "Yanlış bir toplumsal düzenin doğal olarak yol açtığı bir hatayı giderme arzusu" Yahudileri hedef alır. Özellikle de otorite ve önyargılar üzerine yürütülen ampirik çalışmaların hazırlayıcısı ve sürdürücüsü olan bu "felsefi fragmanlar" boyunca ("Felsefi fragmanlar" 1944'te yalnızca ayrıcalıklı birkaç kişiye dağıtılmış olan ticari olmayan ilk baskının ismidir) üçlü bir meydan okuma ortaya çıkar: * Faşizm, bir geriye gidiş ya da modernitenin tarihsel çizgisinde bir rotayı şaşırma hali olmaktan ziyade, Batı rasyonalitesinin dinamiklerinde dahi kök salmış bir durumdur. * Bilimsel aklın ilerleyişi, her türlü ahlaki ve politik gerilemeye karşı bir direniş aracı olmaktan ziyade, kültürün barbarlığa bu vahşice yuvarlanışının bir semptomu, hatta kaldıracı konumundadır. * Liberal demokrasilere gelince onlar bir savunma kalesi oluşturamayacak kadar sıkı bir biçimde kapitalizmin yasasına bağlıdır ve bu nedenle de "kitlelerin manipülasyonunu" sağlamakta otoriter rejimlerden geri kalan yanları yoktur.
NOT- 1947 Adorno ve Horkheimer
- İkinci Dünya Savaşı'ndan çıkarken Amsterdam'da yayımlanan "Aydınlanmanın Diyalektiği", Theodor W. Adorno (1903-1969) ve Max Horkheimer'in (1895-1973) Amerika'daki sürgünlükleri sırasında "insanlığın gerçekten insani koşullarda yaşamak yerine neden barbarlığın yeni bir formuna gömüldüğünü anlamak amacıyla yürüttükleri ortak çalışmadır. -Yazarlar bu batağı ilkelliğe dönüş olarak yorumlamak yerine bunu Aydınlanma düşüncesinin özüne içkin olan çelişkilerin ifadesi olarak görürler. -Aydınlanma (en geniş anlamıyla "düşüncenin ilerleyişi" olarak ele alındığında) insanı korkularından kurtarmayı vadetmesine rağmen bunu ancak duygusal olanı bastırarak ve mantığı kesin biçimde kendini korumaya hizmet eden hesap odaklı enstrümantal bir araca indirgeyerek yapmıştır. -Böylece, özgürleşmeyi sağlaması gereken akıl, Adorno ve Horkheimer'in üç aşamada özetleyerek ele aldıkları bir tahakküm aracına dönüşür: * Mantık öncelikle bir tehdit olarak algılanan doğa karşısında insana çalışma yoluyla bir güç kazandırması için kullanılır. * Bunun başarılması, devamında her bireyin içindeki -kaynağını yine bu doğadan alan- her şeyi bozup parçalayarak bu tahakkümü içselleştirmesini gerekli kılar ki bu noktayı vurgulamak yazarlar açısından psikanalizin getirdiği önemli eleştirinin payına dikkat çekmenin bir yoludur. * Ve son olarak bu tahakküm yapısı, toplumda ezenlerle ezilenleri kaçınılmaz olarak karşı karşıya getirdiği andan itibaren ikisi arasındaki çatışmada yeniden üretilir.
Reklam