Sadece şu anda yaşıyoruz çünkü her zaman, sonsuza kadar bugündür ve yarın da bir bugün olacaktır, sonsuzluk tam da şu andaki şeylerin halidir. ''Clarice Lispector''
intp 5w4
Bu yasa sanırım günlük hayatta en fazla gördüğüm, sürekli olarak zihnimde dönen ve beni sosyal bağlamlarda en çok üzen şey de diyebilirim.
Yasa 5: Öyle çok şey şöhrete dayanır ki... Onu Canınız pahasına koruyun
Bu yasada temel olarak ünlenmekten bahsetmiyor. Kitapta anlatılan kişiler kraliyet mensupları veya önemli kişiler olsalar da öyle olması gerekmez. Temelde bahsettiği şey bir iş yerinde olabilir, ailede olabilir, arkadaşlarınız arasında olabilir, okulda olabilir veya birçok sosyal durumda olabilir birşeyden bahsediyor. Örneğin bir işe girdiniz ve yaptığınız her işi ilk zamanlar öylesine kusursuz yapıyorsunuz ki bir süre sonra insanlar kendi zihinlerinde sizi öyle etiketliyor. 0 hata Ahmet, sorunsuz eleman Mehmet gibi. Ve daha sonraları hata yaptığınızda bile bunlar görünmemeye başlıyor. Kitapta da bunu korumaktan bahsediyor. Örneğin mustafa, ahmet hakkında bir dedikodu yayıyor ve ahmet de o sıralarda bir insan olarak ufak bir hata yapıyor. Bu sefer ahmetin statüsü öyle bir düşüyor ki yaptığı o küçük hatadan daha fazlasına mal oluyor ahmet için. Bunu sadece bir iş yeri ile sınırlamak hatalı olacak. Hayatın birçok noktasında insanlar gerçek anlamda dinlemiyor, sizleri anlamıyor ve daha kötüsü belki anlamak istemiyor, sizi tanıdıklarını sanıyorlar. Bu kitabın şimdiye kadar olan bütün bölümleri zaten insanların düşünsel sınırlılığı, zihinsel tembelliği ve kendi yargısal ifadelerine çok fazla inanmalarında ötürü bu kitap bu kadar güçlü bir gerçeklik potansiyeli sunuyor. Kitabın 4.yasasında bahsedilen Gnaeus Marcius gibi insanlara kibirle yukardan bakıp popüler olmak da şuanda bu nedenle bu kadar basit.
Bu yasanın ardında birkaç temel düşünce yatıyor.
Öncelikle, bir konuda gerçek düşüncelerimiz zaman zaman eleştirel ya da yargılayıcı olabilir. Bu düşünceler haklı bile olsa, doğrudan dile getirildiğinde karşı tarafta savunma mekanizmasını tetikleyebilir. O kişi bu yorumu bir gelişim fırsatı olarak görmek yerine, tehdit ya da aşağılanma gibi algılayabilir. Bu da elimizdeki etki gücünü zayıflatır.
Kitapta vurgulanan bir diğer neden ise önyargılardır. Hepimiz bazı konularda belirli yargılarla hareket ederiz. Fazla konuşmak, bu yargıların içinde kaybolmamıza neden olabilir. Örneğin, aslında avantajlı bir konumdayken yaptığımız gereksiz açıklamalar nedeniyle kendimizi dezavantajlı hâle getirebiliriz. Ya da zaten kırılgan bir zemindeysek, fazladan kelimeler bu zeminleri daha da sarsabilir.
Bu nedenle, önce durumu analiz etmek, sonra da stratejik bir sessizlik tercih etmek çoğu zaman daha güçlü bir hamle olabilir.
“Her zaman gerekenden daha azını söyleyin” yasası, bu stratejik hamle için uygun bir bakış açısı sağlayabilir.
Robert Greene – İktidar
Yasa 3: Niyetinizi Gizleyin
Bu bölümde, tıpkı önceki yasalarda olduğu gibi, çeşitli hikâyeler ve tarihsel örnekler üzerinden niyet gizlemenin farklı biçimleri ele alınmış.
Bazı yöntemlerde bir tür "sis perdesi" yaratmaktan, yani yaptığınız eylemleri flu ve yönsüz bir zemine yerleştirerek dikkatleri dağıtmaktan söz ediliyor.
Diğer örneklerde ise, eğer insanlar sizi tanıyor ve bazı yönlerinizi önceden biliyorsa, niyetinizi uzun süre gizlemenin zorluğuna dikkat çekiliyor. Bu durumda stratejik mizah, spontane hamleler ya da ani manevralarla dikkat dağıtmak gibi alternatif yollara yer veriliyor.
Bu yasa bana, daha önce duyduğum şu sözle örtüşüyor:
"İnsanlar size karşı değildir. Kendilerinden yanadır"
Bu bakış açısıyla kitap, ben-merkezli bir dünyada kendi yönümüze odaklanabilmenin yollarından birinin, niyeti açık etmeden ilerleyebilme becerisi olduğunu ima ediyor.
Hayatımdaki bazı dönemlerde bu yaklaşımın gerçeklikle örtüştüğü anlar yaşadım. Ancak bu yasa üzerine düşündükçe zihnimde bir soru da belirdi:
Kitabın bu bölümü, istemeden de olsa şu algıyı yaratıyor olabilir mi?
"Hedefe giden her yol mubahtır."
Bu düşünce beni etik düzleme taşıyor. Gerçekten de her yol meşru mudur?
Ya da daha doğru bir ifadeyle: Hangi koşulda, hangi niyetle, kime göre meşrudur?
Bu soruların mutlak yanıtları yok belki, ama bu yasa kesinlikle okuyucuyu gri bir zemine çekiyor.
Ve belki de kitabın amacı tam olarak bu: net doğrular sunmak yerine, güç oyunlarının bulanık alanlarında hareket etmeyi öğretmek.
Robert Greene – İktidar
Kitabın ilk yasası, “Efendinizi asla gölgede bırakmayın” cümlesiyle başlıyor. Bu bölümde iki gerçek hayat hikâyesi üzerinden yasa temellendiriliyor: Biri Galileo’ya, diğeri