Aydın olmak, modaya uygun elbise, şapka ve kolalı gömlek giymek değildir. Aydın kesim, bir milletin beyni gibidir. Millet sizi iyi bir öğrenim gördükten sonra, bir maaşa konasınız, akşamları kahvelerde iskambil veya domino masasının başına geçip eğlenesiniz diye okutmamıştır.
Milletin her büyük adamı da bir merceğe benzer. O, kendi şahsında milletin güçlerini ve iyi niteliklerini toplar. Bununla milyonlarca insanın ruhunu tutuşturur. Fakat hava bulutlu olur, güneşin ışıklarından yoksun kalırsa, o zaman, hiçbir mercek kar taneciğini eritmeye, su damlacığını bile ısıtmaya güç yetiremez.
Lev Tolstoy ise tamamıyla bunun tersini savunuyor ve diyor ki:
"Hayatı oluşturan, olayların yönünü belirleyen, bunlara karakter ve rengini veren, tek başına şahıslar, Napoleonlar değil, halkın kendisidir."
Diğer taraftan, Thomas Carlyl de şöyle diyor: "Halk, yerde yatan ve yürüyen bir saman gibidir. Büyük adamlar, yani kahramanlarsa gökten düşen, samanı tutuşturan, halkı canlandıran ve kete getiren bir şimşek gibidir."
Lev Tolstoy, başka bir örnek vererek diyor ki:
"Düşünün ki, denizlerde büyük, pek büyük bir gemi hareket diyor. Hareket sırasında geminin önünde sular bir şerit hâlinde kaçıyor. Bu su şeridinin gemiyi sürüklediğini kim iddia edebilir? Açıktır ki, bu su akımını vapurun kendisi yapıyor, kendi önünde kovalıyor. Güç, vapurun kendisindedir. Akan sularsa bunun neticesidir."
İşte böyle diyor Tolstoy: "Bir millette hareket gücü ortaya çıkıp yürüyünce, o millet kendiliğinden harekete geliyor. Kendi hayatını, kendi isteklerini ifade eden bir kimseyi, kendi arasından kılavuz olarak seçiyor."