Genç değiliz biz artık. Dağları devirmek, dünyayı fethetmek isteğimiz kalmadı. Tam tersine, kaçıyoruz. Kendi kendimizden, yaşadığımız hayattan kaçıyoruz. On sekiz yaşındaydık. Tam yaşamayı ve dünyayı sevmeye başlamıştık. Bizi bu dünyayı mahvetmekle görevlendirdiler. İlk bomba bizim yüreğimizin içinde patladı. Çalışma, çaba, ilerleme dünyasıyla ilişkimiz kesildi. Böyle şeylere inanmaz olduk. Biz yalnızca savaşa inanıyoruz artık.
O, savaşın söz gelimi boğa güreşleri filan gibi bir umumi seyir, bir çeşit maç olmasını öneriyor. Bando mızıka çalmalı, seyircilere bilet filan kesilmeliymiş. Sonra savaşan iki devletin başkan ve bakanları güreş mayoları giyip ellerine sopalar alarak dövüşe başlamalıymış. Kim ayakta kalırsa onun ülkesi savaşı kazandı sayılmalıymış. Kropp'a göre böylesi daha basit ve daha adilce bir çarpışma olurmuş. O şimdilik savaşlarda, en dövüşmemesi gereken kimselerin dövüştüğünü ileri sürüyor.
Kemmerich, işte karşımda yatıyor, ama niye? Bütün dünya onun yatağının önünden geçmeli ve:
"İşte Franz Kemmerich, on dokuz yaşında... Ölmek istemiyor... Ölmesin!" demeli.
Bizim kuşağın aslında onların kuşağından daha güvenilmeye layık olduğunu böylece anladık. Onlar ancak süslü cümleler kurmakta ve kurnazlıkta bizden ileriydiler.