loriana

loriana
@versacrum
•Yazılar şahsıma aittir. elka.elka. asıl hesabım.
Yazar
72 okur puanı
Haziran 2022 tarihinde katıldı
Bugüne Mahsus.
youtu.be/OrCx5wW94m0 Vivaldi’nin bu parçasını ne zaman dinlesem, tarif edilemez derinlikte bir huzur hissederim. Bu huzurun ardından boğazımdaki düğüm sihir olabileceğini düşündürecek bir zariflikle çözülür, içime sevinç dolar. Sonra aşık olmak isterim. Evet, bu parçayı ne zaman dinlesem karşı konulamaz bir aşık olma arzusu kaplar içimi. Gözlerim kapanır; hayal kurmak kolaylaşır, nefes almanın yükü hafifler, kafamın gürültüsü susar; bedenim bir piyanoyla denkleşir ve kuşlar uçar. “Aşkı ve kuşları bu bestede aynı anda hissedebilmek bana daima garip gelir. Hiç aşık olmadığını düşünen bir kadın olduğumu varsaydığımda aşk, bana göre çoğunlukla kabullenilmiş bir çaresizlik. Ayaklarını yerden kesip gökyüzüne çıkarmadan önce, cehennemin en ücrasında fragman niteliğinde bir geziye çıkarması şart. Fragmanın ürkütücülüğünün farkında olmasına rağmen sonucunda gökyüzünde süzüleceğini düşünen ve bunu başaran kişiler mutlaka aşkın yancısı olur. Ardından gökyüzünde bir kuşa dönüşürler. Kuşlar da bir yumurtanın içinde dünyaya gelirler, düşünsel açıdan bakıldığında bu yumurtalar da onların dünyaya geliş biletleri olan birer kafes sayılabilir benim gözümde. Ya kurban ya savaşçı olurlar, kısıtlı seçim özgürsüzlüğünün mecburiyeti diyorum buna da.. Çünkü aşk ruhlara özgürlüğü yaşatmadan ve asıl yaşamı bahşetmeden önce onları mutlaka bir mücadele içine sokar; ama iyi, ama kötü. Kısmen parayı veren düdüğü çalar hesabı diyebiliriz buna..Aşk her kılığa bürünebildiği gibi dolandırıcı kılığına da bürünebiliyor bazen, hal böyle olunca parayı versen de düdüğü çalamıyorsun. Düdük parayı vermen için konulmuş bir tuzak haline geliyor. Hoş, kimisi kafeste yaşamayı da kabulleniyor tabii ama benim bugün sözüm kuş olmak isteyenlere. Aşk sonsuz bir evren hapishanesidir, kuşlar ise özgürlük.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yalnızlaşmak üzerine.
Her şeyden tamamen uzaklaşıp uzun bir müddet yalnız kalma arzusu günlerdir beynimin içinde dönüp duruyor. Değer verdiğim, kendime senelerce çok yakın bulduğum insanlarla olan durumumun ne ara bu kadar vahimleştiğine, vahşileştiğine bir türlü anlam veremiyorum. Sevilmek, değer görmek, insanlara ihtiyaç duymak, hep bir ağızdan mutluluğu paylaşmak ne ara lüks oldu? Evet, bunun bir sonu olacağını epey öncesinden anlamıştım. Sevgili, dost, arkadaş, aile... İnsan kalabalığında yanımdan öylece geçip giden herhangi biri veya birileri tesadüfi bir yolla saydığım bu kategorilerden birine pekâlâ girebilirdi; hayatımın bir noktasında zahmetsizce var olabilirdi, öyle değil mi? Demek istediğim, hayat böyledir. Biriyle tanışırsınız, konuşmaya başlarsınız, vakit geçirmeye başlarsınız, zamanla yakınlaşır ve çok yakın birer dost, veya sevgili, hiçbir şey olmazsa arkadaş olursunuz. Değişen tek şey yakınlığın derecesini belirleyecek birkaç kelimedir. Tüm bunlar ne kadar zavallıca aslında. Kütüphanede raflara kitap yerleştirir gibi insanları hayatımızda kelimelerle bütünleyerek kategorize ediyoruz. En nihayetinde hepsi biter. Hevesle tanıştığınız bir insanı okumaya başladığınızda aslında okunmaya değer olmadığını anlar ve onu raftan indirebilirsiniz. Ya da çok sevebilir ve defalarca, usanmadan okumak isteyebilirsiniz. Ne garip. İşte ben tam da bugün bu hisler karmaşasında boğulur vaziyetteyim. Senelerdir okuduğum kitap, anlamını yitiriyor. Eksilerek kayboluyoruz bugün raflardan. Ateşsiz bir yangın nasılsa, öyle işte. Kütüphane kepenklerini indiriyor, sayfalar alev içinde. Küllerinden yeni bir kütüphane kuracağım. Sadece bugüne mahsus. Tekrar yok, dilekler yok. Bugün yalnızlık var.
Seyyar Salıncaklar Üzerine.
Kipriklerim ıslak, saat gecenin dördü. Çocukken eğlenerek bindiğim atlı karınca şimdi sadece başımı döndürüyor. Tıngırdatarak zincirlerini, tekerlerini pürüzlü asfaltta sürüyerek getirirdi ihtiyar amca seyyar salıncağı sokağın başına. Binmek için sıra kapmak şöyle dursun, bazen yalnızca ihtiyarın salıncağını görmek bile dudaklarımın kenarlarının kıvrılmasına yeterdi. Sıramı beklerken başı gökte dişleriyle gökyüzünü selamlayan arkadaşlarımın saçlarının rüzgarda salınışının seyrine kapılırdım. Hepimiz mutluyduk o salıncakların tepesinde. Döndükçe tıngırdayan zincir sesleriyle boğuşurdu kahkahalarımız. Bir çocuğun sevincine ortak olmak, yapbozun tam ortasındaki eksik parçanın ta kendisi olmaktı. Kısılan gözlerin berisinde ışıl ışıl parlayan umutlar... Salıncaklar küçüldü artık, ya da uzanıp serpildik sahi. İçimizdeki çocuğun sesi kısıldı. Bu yüzden mi parkların yanından öylece savrulup geçiyor çocukluğumuzun sancısı, gölgemizin ardına utangaç ve sıkılgan sığınarak? Salıncaklar hiç küçülmesin, parklar biçare yalnızlığa gömülmeden, yapbozun parçası olsa çocuklar.. Boş kalmasın salıncaklar. Bir anlığına çocuk olsun tüm dünya, sokağın başında salıncaklı ihtiyarı gözleyen.. Sadece bugüne mahsus. Tekrar ve tekrar.
Aşk ve Aidiyet Üzerine.
Güneşle ay her döngüde ışıklarını birbirine iliştirip gözden kaybolduğunda ufukta belirinceye dek, seni düşünürüm. Bir düşünmeler alır beni iki avucunun arasına, gökyüzüne savurmak üzere titrek ve bir o kadar kırılgan.. Avuçlarının arasına düşer kalbimden bir parça böyle anlarda, güneş bulutların ardına sokuldukça utangaç bir çocuk misali; ay gözlerimin içinde seninle ışıldar. Penceremin pervazı güneş ve ay her kucaklaştığında dirseklerimin ağırlığıyla sarsılır, sana kadar uzatır bedenimi. Günün her saati, şafaktan gün batımına, akşamdan gece yarısına kadar kalbimin kapılarını çalan davetsiz bir misafir olursun. Sadece bugüne mahsus, tekrar ve tekrar.
İstanbul ve Şehrin Işıkları Üzerine.
Düpedüz yalnızım. İçime dokunuyor. Kafam çok karışık. Karman çorman. Alalı bulalı. Sevgi istiyorum. Kuşlar ötüşüyor. Bir uçak ardında beyaz bulutlar bırakıyor. Sanarsın dünyada bir başımayım. Öyle ıssız. Ama huzurlu. Ama suskun. Ruhum nefes alıyor böyle zamanlarda. Kalbim gökyüzüne açılıyor. İçime şehrin ışıkları vuruyor. Ve sokak lambasının sinekleri.. Pencerem buğulanıyor. Şehrin ışıklarına sarılacağım. Ruhum İstanbul’a boyanacak. Bugün büsbütün İstanbul olacağım.