Anne ve baba evlatlarına dua etmeli ama her daim hayırlı dualar etmeli. Evlatlar da her daim anne ve babanın hayır duasını alma gayretinde olmalı vesselam.
Ahi - Bir Ahi Evran Romanı adlı eseriyle hemhâl olurken, kendimi bir pazar yerinde değil, bir "gönül pazarında" buldum. Bu kitap, yalnızca bir roman değil, unuttuğumuz, unutturulduğumuz o kadim "Ahi" ruhunun, Selçuklu’nun tozlu raflarından silkinip ortaya çıkarılmasıdır.
Kitabın ruhu, aslanların hikâyesini kendi diliyle yazma gayretidir. Yazar, "Düşmanına benzediğin savaşı kazansan da kaybedersin," diyerek bizi sarsıyor.
Bu kitap, "birlik" davasına baş koyacak olanlara, merhameti iffetle dokuyan hanımlara ve bileğini gönülle kullanmak isteyen yiğitlere hediye edilmelidir. Yanına gül ağacından bir tespih yakışır elbette.
Beni en çok sarsan, o tespih taneleri ile iman ipi arasındaki o ince teşbih oldu. İman koptu mu ne imame kalır ne tane... İşte Ahi Evran bu yüzden büyüktür. O bize sadece deri işlemeyi değil, nefsi terbiye etmeyi öğretmiştir. "Dünyadan sahibime kaçıyorum" diyen o sese kulak verdiğimde, kendi içimdeki sürgünlüğümü hissettim. Her adımını zikirle atan o büyük pirin neden unutturulduğu sorusu ise yüreğimde bir sızıdır. Belki de "bilinmek eksiklik getirir" sırrına mazhar oldukları içindir, kim bilir?
Ey kâri, eğer sende de bir "gönül alma ve gönül verme" derdi varsa, bu pazar tam sana göre. Şunu unutma, İnancı olmayan ölüdür ve biz bu dünyaya ölmek için değil, hiç bitmeyecek olanın, uğrunda yaşamak için geldik.
Vesselam..
Bütün o sevimli tanıdıklarımız, çok sığ düşünüyorlar; duyguları çok yüzeysel, burunlarından ötesini gördükleri yok, tek sözcükle aptal hepsi. Kafa yetenekleri biraz daha gelişmiş olanlar ise düpedüz isterikler. İç gözlem ve abes beyin etkinlikleriyle çürümüşler. Ağlayıp sızlarlar bunlar, nefret kusarlar, hezeyan halinde iftira yağdırırlar; insana yan yan yaklaşır; kaş altından bakar ve yaftayı yapıştırırlar: “Hım, bir psikopat!” Ya da, “Bir laf ebesi bu!” Alnına nasıl bir yafta yapıştıracaklarını bilemedikleri kişileri de, “Tuhaf bir adam bu, tuhaf!” diye nitelerler. Orman seviyorsam, tuhaflıktır bu. Et yemiyorsam, bu da tuhaflıktır... Doğaya, insana dolaysız, temiz, özgür bir yaklaşım kalmamış artık... Kalmamış, vesselam!