Via

8/10
·130 syf.··
2025 24. kitabı
Nabizade Nazım'ın tek romanı olan Zehra 1985 yılında yazılmıştır. Yazarın ölümünden sonra arkadaşı Mahmut Sadık tarafından Servet-i Fünun dergisinde yayınlatmıştır. Ana karekterimiz olan Suphi'nin patronun evinin penceresinden Zehra'yı görüp ilk görüşte hoşlanmasıyla hikaye başlıyor. Zehra, çocukluğundan beri kıskanç ve vahşi kişiliği olan bir kızdı. Kitap boyunca neden böyle bir kişiliği olduğu bahsedilmez. Babası Şevket, kızının bu davranışlarından 'ruhen hastalıklı' diye bahsederken kızını düzeltecek bir beyefendi bulma arayışına girer. Türk toplumunda hangi cinsiyet olduğu farketmeksizin kişinin sorunlarını evlilik yoluyla düzeltilmeye çalışıldığında nasıl sonuçlanabileceğini göstermesi bakımından önemli bu kitap bence. Suphi, Zehra'nın biçare halini sürekli düşünüyor ve kendine dert ediyordu. Hayallere dalıp sürekli onu düşlüyordu. İlgili davranışları Zehra'nın ilgisini çektiğinde artık herşey kaçınılmazdı. Zehra, ismini bilmediği bu delikanlıya sahip olmak istiyordu. Şevket, kızının mizacını değiştirir, huyu suyu değişir umuduyla Suphi'yle evlenmesini izin verdi. Suphi ve Zehra, güzel bir evlilikleri vardı. Fakat, bir gün Zehra'nın yanlış anlaşılma yüzünden bastırılan kötü huy açığa çıktı. Her ne kadar Zehra, kocasına olan aşkına ve güveninin tam olduğunu söylesede o yanlış anlaşılma yüzünden bir şüpheye düşmüştü. Acaba beni aldatıyor mudiye düşünüyor eve geliş saatlerini takip ediyor. Eve geliş saatlerinde ya da gelemediğinde hastalanması ve bu durumu Suphi'ye hiçbir şekilde anlatmamsı beni sinir etti. Suphi eve geldiğinde karısının sinir krizlerine anlam veremiyor ve bunu hiçbir zaman öğrenmiyor, bilmiyor. Evlilikleri boyunca bence ikilinin büyük bir iletişim sorunu vardı. Oturup konuşsalar herşey hallolacak. Zehra'nın durumu Münire Hanım'ın köşke gencecik
ZehraNabizade Nazım · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202415,3bin okunma
Reklam
6/10
·312 syf.··
2025 22. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 27 Ekim 2025 18:41
Molly, daha küçük yaşlarındayken annesi tarafından terk ediliyor. Babasını bile tanımayan Molly, büyükannesinin gözetimi altında büyüyor. Molly, gerek akranları gerek diğer insanlar tarafından dışlandığı için insanlarla ilişkileri zayıf olan biri. Dışlanmasının sebebi yanlış hatırlamıyorsam dış görünüşü ve annesiyle ilgiliydi. Çocukken bu konu hakkında çok zorbalığa uğruyor. Büyükannesi tarafından iyi ahlaklı biri olarak yetiştiriyor. Büyükanne'sinin öğütleriyle 'iyi ahlaklı insan' profilini zihnimizde canlandırabiliyoruz. Büyükannesi, Molly'nin isteği üzerine Regency Otel'de hizmetçilik pozisyonunda iş ayarlıyor. Molly, temizlik işinden öyle bir aşkla yapıyor ki işini kusursuzca yaptığından dolayı herkes tarafından takdir görülüyor. Bir gün, temizlemesi gereken odaya girdiğinde hiç beklemediği bir olayın içinde kendini buluyor. Çünkü, odanın sahibi olan Bay Black, hareketsiz bir şekilde ölü şekilde yatakta yatıyordu. Bay Black eceliyle mi ölmüştü yoksa öldürülmüştü? En önemli bu olaydan sonra Molly'e ne olacaktı? Bu soruların cevabını kitapta öğreniyoruz. Okuduğum incelemelerde Molly'nin herkesin söylediğine inandığı için eleştirilmiş. Molly, dış dünyayı pek tanımadığını sadece büyükannesinin anlattıkları kadar tanıdığını düşünüyorum. Önceden söylediğim gibi insanlarla arası iyi olmadığı için insanları tanımıyor. Molly, insanları kendisi gibi bildiği için insanları inanmayı seçiyor. Sonunu herkes tahmin edebilmiş fakat ben sonunu kestiremedim. Çok polisiye gerilim okuduysanız kolayca tahmin edileceğinizi düşünüyorum. Ben pek polisye okumadığım için sonunu tahmin edemedim galiba. Gerilim türünde diye geçiyor kitapta ama gerilime tatmin edici bir olaya rastlamadım. Polisiye-gerilim türüne başlangıç yapabileceğiniz bir kitap. Ama daha çok bu türde kitap okuduysanız
HizmetçiNita Prose · Epsilon Yayınları · 0366 okunma
Puan vermedi·107 syf.··
2025 19. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 19 Eylül 2025 15:48
Kırmızı Pazartesi temelde bir töre cinayetini konu alır. Pablo ve Pedro Vicario'nun kız kardeşleri Angela, kasabadaki varlıklı bir adam olan Bayardo San Roman'la evlenir. Bayardo, düğün gecesi Angela'nın bekaretinin bozulmuş olduğu öğrenir ve kızı, baba evine geri gönderir. Bu durum namus sorununu ortaya çıkarır. Topluma göre bu namus ancak kanla temizlenebilirdi. Bunu ailede yapabilecek kişiler ise ikiz kardeşler Pablo ve Pedro'dur. İlk başlarda bunun yapmakta oldukça kararlılardı. Hazırlıklar bile yapılmıştı ama daha sonra kararsızlık içinde kalmışlardı. Fakat ikiside biliyorlardır ki toplumun yasası olan törede namus çok önemliydi. Namusların törelere uygun bir şekilde temizlemedikleri taktirde toplum yasasına çiğnemiş olacaklardır. Geleneklerine sıkı sıkına bağlı olan bu toplumda bu duruma karşı çıkmak mümkün değildi. Pablo ve Pedro Vicario kardeşler, cinayet gerçekleşmesin diye gittikleri her yerde Santiago Nasar'i öldüreceklerini söyleyerek dedikodu oluşmasını sağladılar. Gittikler her yerde avaz avaz bağırarak herkesin duymasını sağladılar ki bir umut olayların farkı gelişebileceğini ve nihayetinde cinayet işleme durumundan kaçabileceklerini düşünüyorlardı. Kendi yazgılarından kaçma girişimiydi aslında. İkiz kardeşler, sadece bunları yapmakta kalmıyor cinayet günü Santiago Nasar'ın evine bir ihbar mektubu gönderiyorlar. Bu mektupta Santiago'nun uyarıldığı, cinayetin gerçekleşeceği yeri ve nedeni yazmaktaydı. Cinayet tasarısının haber veren bu metup ikiz kardeşlerin içinde bulundukları trajik durumdan kurtuluş için başvurdukları yoldu. Ama ne münkündür ki trajinin önlenemediğini bir son, onları bekliyordu. Herkesin bilmesine rağmen susup bu cinayeti beklemeleri toplumun ne kadar yozlaşmış olduğu bir göstergesidir. Kitaptaki en çk adlandıramadığım şey ise
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,4bin okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2025 17. kitabı
Yoruma geçmeden önce ütopya ve distopya hakkında sizi bilgilendirmek isterim. Ütopya kelimesi ilk kez Thomas More tarafından "ou-topos" kavramından türemiştir. More, sadece kavramı değil kavramın içeriğini de belirlemiştir. İdeal toplu tasavvuru, ütopyalarının ana temasını oluşturur. Ütopya, herhangi bir toplumda oluşmuş ve yer edinmiş siyasal ve sosyal düzenin iyi yanlarını alıp aksayan yönlerini düzeltme işlevini üstlenir. Kısacası ideal toplum tasavvurunu gözleri önüne serer. Dsitopya terimi ise John Stuart Mill tarafından bulunmuştur. Modern döneminin insan üzerindeki olumsuz etkilerinin gösterilmesi distopyalarının ana temasını oluşturur. Baskın yöneticilerinin insanların tek tipe zorlaması, farklılıkları törpülemesi ya da izin dışı iletişiminin izin verilmemesi, başlıca işlenen konulardır. Bilim ve teknik imkanlardaki gelişmeler ütopyalarda istenilen refah toplumunun temel dinamiğini ütopyalar oluştururken distopyalarda insanın tam kontrolünü, özgürlüğünü ve refahının baskılayıcı kısmını kurgular. Ütopyalar, mutluluk için uyumun gerekliliğinden bahsederken, distopyalar uyum düzeninin yol açtığı korkuyu ve acıyı anlatır. Şimdi kitaba geri dönelim. H.G Wells'in 'Dünyalar Savaşı' kitabı reading slumpa soktuğundan bu kitaba başlamak konusunda tereddüt içerisindeydim. Ama yazarın kitaplarını her yerde gördüğümden kitaplarını okumaya başlamaya kararı aldım. Ana karekterimiz Zaman Gezgini, meslektaşlarına zaman makinesi icat ettiğini artık geleceğe gitmenin mümkün olabileceğini söyler. Fakat hiç kimse bunun münkün olacağı ihtimalini düşünmez. Zaman Gezgini, onları inandırmak için geleceğe gitmeye karar verir. Zaman Gezgini, makinenin selesine oturduktan sonra hareket koluna dokunur. Makine onu önce günleri, ayları, yılları sonra binlerce zamanı aştırır ve
Zaman MakinesiH. G. Wells · İndigo Kitap · 201837,1bin okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2025 15. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 14 Temmuz 2025 15:58
Lise mezuniyet zamanında ateşi yükselip zatürreye dönüştüğünden üniversite sınavına giremedi Ailesine işe yaramaz görünmemek için evin tarlasıyla ilgileniyordu. Herkese işe yaratan biri olduğunu gösterse de bunun olmadığını farkındaydı. Hasta adam olduğundan kendini işe yaramaz olarak görüyor ve bu da insanlara sadece rahatsızlık verdiğini düşünüyordu.Günden güne daha çok kötüleştiğinden babası onu "Sağlık Dojosu" adlı bir tüberküloz hastanesine iyileşmesi için gönderir. Bu kitapta karakterin Sağlık Dojosu'nda geçirdiği günleri arkadaşına gönderdiği mektuplarla anlatır. Sağlık Dojosu, II. Dünya Savaşı sonrası hastane veya hasta kavramlarını geride bırakmak için kurulmuştur.. Yeni ve eski olmak üzere iki bina ayrılmış.Binalardaki Hasta odalarının her birine tuhaf isimler koyulmuş. Dojo'daki yaşam saban aksam bu iki tedavi ile gerinme esneme egzersizleri ve ovalama masası ile geçer. Ana karakterimizin Doja'daki ismi "Tarlakuşu" Burada insanlar birbirlerine acımasız takma isimler takarlar. Tarlakuşu varoluşsal sancılar çeken kimliğiyle gelişen ve sonucunda yaşadığı toplumdan uzaklaşan umutsuz bir adam. Dojo'da kendini değiştirmeye yeni bir insan olmaya çalışır. Çalıştıkça kaybettiği umudu yeniden kazanmaya başlar. Meici Dönemi ve Il. Dünya savaşı sonrası etkilerini birey-toplum ilişkilerindeki buhranlarını karakterler aracılığıyla anlatıldı. Hastanedeki insanların hayatlarını kısaca değinilerek o dönemdeki insan profilini öğrenmiş oluyoruz.
Pandora'nın KutusuOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 20236bin okunma
Reklam