Gitmek için önce gelmek gerekirdi ...başkasından geldiğin gibi başkasına gidecektin daha çocuğuz biz seni sevmeye baslamadimki..Gittin! Sana beni sevmen için emanet ettiğim sihirli kristal
küreyi kırdın; delirmiş kahinlerin cenazelerini kaldırırken
yüzündeki eski Türkçe gülümseme... Yarım bırakılmış bir şiir
gibi yarım bırakıp gittin içimdeki gökdelen inşaatını! Şimdi
başıboş bıraktığın kalbimin şantiyesinde şehvet oyunları
oynamakta eli yüzü çamura bulanmış küçük kız çocukları!
Özlemedim seni desem büyük bir yalan olacak, belli. Her
yanımız karanlık ve yalnızlık ve ıssız sokaklar ve yine
yağmur
gibi yağan gözyaşlarıyla bezenmiş kutsal mağaralar...
Yalnızlık... Suskunluk ve şizofreni... Kopuk kopuk
çağrışımlar... Özlemedim seni desem, yalan olacak
Gitmek için neden tekti, kalmak içinse milyonlarca...
Gittin! Avuçlarımdan mürekkepler damladı pembe gül
tadında defter yapraklarına... Gidişine isyan eden bir tek ben
miydim? Oynamadı mı yer yerinden? Söyle! Aniden yıkılan
uygarlıklar gibi yıkılmadı mı şehirler? Çıldırmış bir erozyon
olup yamaçlardan uçuruma yuvarlanan taşlar gibi aktım,
aktım, hayat dediğim gözbebeklerinden içeri... Sen durmadın!
Gittin!
Gözbebeklerinde kandan kurulmuş ayrılık kentleri ile
dümen kırdın belki de yeni bir sevdaya... Ben tımarhane
hikâyeleri anlatırken korkak gece matemlerine!
Giderken götürmeyi unuttuğun tek şey bendim...
Korkularımıza yenik düşerdik çoğu kez, etrafımızı çepeçevre
saran alevlerden korkardık! Aşktı bu, bizi akrep misali intihar
etmelere sevkeden keder!
Mayıs aşkları hep ölü mü doğardı? Yoksa en zor doğan
çocuklar hep en güzel olanlar mıydı? Bunu hiç öğrenemedik!
Sen dudaklarına matemden rujlar sürdün, o, ayrılığı bir iç
savaş haberi getirir gibi getiren acılı Temmuz sabahında!...
Bense kanlı rimeller çektim kirpik diplerime yapışıp kalmış
acılara! Ve sonunda sen de gittin!
Seni ben gönderdim! Sanki sen öldün, öldün de sanki
üstünü ben örttüm!
Bir sabah vakti daha yeni yeni terk ederken denizi yakamoz
ve deliler gibi öpüşürken İstanbul kalabalıkla, gittin!
Sen hiç kurulmamış hayallerini terkedilmiş bir çocuk
bahçesinde sallandırırken, ben İstanbul’un orta
yerindeyakartop oynadım hasretinle !
Ve sokaklar bomboştu, tüm insanlar yapayalnız!
Sokaklarda gümbür gümbür mehteran bölükleri, yeni bir ülke
fethetmiş gibi cirit atıyorlardı! Caddeler ıssızdı, kaldırımlar
yapayalnız! Ve ben yokluğunun çift şeritli otobanlarında
ölüme direksiyon kırdım son sürat!