dionysos

dionysos
@vinrouge
Oysa ideoloji sanılıyor içimizdeki büyük nefret bazı felsefe sohbetlerinde! İdeoloji sanılıyor içimizde biriken ezilmişlik ve kaygı ve o büyük endişe: Kim bilir ne zaman asacağız kendimizi? !
gebze
Aralık 2021 tarihinde katıldı
Geri gönder benden (ç)aldığın ne varsa! Geri gönder sana verdiğim ne varsa! Şiirlerimi gönder mesela, yüzlerce sayfa tutan mektuplarımı, binlerce mısrayı... Bidonlara doldur senin için akıttığım gözyaşlarımı; damperli bir kamyonun kasasına yükle! Bana gönder! Ben üzerime benzin diye o gözyaşlarını döküp, sana yazdığım o aşk mektuplarıyla tutuşturacağım bedenimi!
dionysos
Gitmek için önce gelmek gerekirdi ...başkasından geldiğin gibi başkasına gidecektin daha çocuğuz biz seni sevmeye baslamadimki..Gittin! Sana beni sevmen için emanet ettiğim sihirli kristal küreyi kırdın; delirmiş kahinlerin cenazelerini kaldırırken yüzündeki eski Türkçe gülümseme... Yarım bırakılmış bir şiir gibi yarım bırakıp gittin içimdeki gökdelen inşaatını! Şimdi başıboş bıraktığın kalbimin şantiyesinde şehvet oyunları oynamakta eli yüzü çamura bulanmış küçük kız çocukları! Özlemedim seni desem büyük bir yalan olacak, belli. Her yanımız karanlık ve yalnızlık ve ıssız sokaklar ve yine yağmur gibi yağan gözyaşlarıyla bezenmiş kutsal mağaralar... Yalnızlık... Suskunluk ve şizofreni... Kopuk kopuk çağrışımlar... Özlemedim seni desem, yalan olacak Gitmek için neden tekti, kalmak içinse milyonlarca... Gittin! Avuçlarımdan mürekkepler damladı pembe gül tadında defter yapraklarına... Gidişine isyan eden bir tek ben miydim? Oynamadı mı yer yerinden? Söyle! Aniden yıkılan uygarlıklar gibi yıkılmadı mı şehirler? Çıldırmış bir erozyon olup yamaçlardan uçuruma yuvarlanan taşlar gibi aktım, aktım, hayat dediğim gözbebeklerinden içeri... Sen durmadın! Gittin! Gözbebeklerinde kandan kurulmuş ayrılık kentleri ile dümen kırdın belki de yeni bir sevdaya... Ben tımarhane hikâyeleri anlatırken korkak gece matemlerine! Giderken götürmeyi unuttuğun tek şey bendim... Korkularımıza yenik düşerdik çoğu kez, etrafımızı çepeçevre saran alevlerden korkardık! Aşktı bu, bizi akrep misali intihar etmelere sevkeden keder! Mayıs aşkları hep ölü mü doğardı? Yoksa en zor doğan çocuklar hep en güzel olanlar mıydı? Bunu hiç öğrenemedik! Sen dudaklarına matemden rujlar sürdün, o, ayrılığı bir iç savaş haberi getirir gibi getiren acılı Temmuz sabahında!... Bense kanlı rimeller çektim kirpik diplerime yapışıp kalmış acılara! Ve sonunda sen de gittin! Seni ben gönderdim! Sanki sen öldün, öldün de sanki üstünü ben örttüm! Bir sabah vakti daha yeni yeni terk ederken denizi yakamoz ve deliler gibi öpüşürken İstanbul kalabalıkla, gittin! Sen hiç kurulmamış hayallerini terkedilmiş bir çocuk bahçesinde sallandırırken, ben İstanbul’un orta yerindeyakartop oynadım hasretinle ! Ve sokaklar bomboştu, tüm insanlar yapayalnız! Sokaklarda gümbür gümbür mehteran bölükleri, yeni bir ülke fethetmiş gibi cirit atıyorlardı! Caddeler ıssızdı, kaldırımlar yapayalnız! Ve ben yokluğunun çift şeritli otobanlarında ölüme direksiyon kırdım son sürat!