Bütün duman, bütün evler gözden yitmişti; gemi, erken saatlerin ışığında solgun olmakla birlikte taptaze ve berrak denizin geniş boşluğuna açılmıştı. Londra’yı kendi balçığının üzerinde oturmaya terk etmişlerdi. Paris’in yüküne dayanabilecek kalınlığa zor ulaşan, buna rağmen kenti sırtlayan incecik bir gölge şeridi, ufka doğru gitgide daha da daralıyordu. Yollardan kurtulmuşlardı, insanoğlundan kurtulmuşlardı; özgürlüğün getirdiği o aynı coşku hepsini sarıyordu.
"Bu adama bir şey sormanı istiyorum," dedi. Kerim'le konuşuyor ama doğruca Rus askere bakıyordu. "Utanma duygusunun nerede olduğunu sor."
İkisi konuştular. "Savaştayız, diyor. Savaşta utanma olmazmış."
"Yanıldığını söyle. Savaş onuru ortadan kaldırmaz. Tam tersine, barış zamanından çok daha fazla onur gerektirir."