Doğrusu istenirse, ağaç, mimarîmizin ve bütün hayatımızın lutufkâr yardımcısıdır. Beyaz mermerle, yontulmuş taşla uyuştuğu kadar, harap çatı ile de uyuşmasını bilir. O güneşin adına söylenmiş bir kasideye benzer.
Üstüne eğildikleri Kur’an sayfalarının aydınlığını benimseyen ve ferdî çizgilerini böylece onda erittikleri yüzleri, bize artık bir insan yerine iyi tezhip edilmiş bir Fatiha gibi ilhamlı ve rahmanî görünen bu insanlar, eski medeniyetimizin belki en güzel ve en iyi taraftarıydı.
Hayat, şüphesiz sadece gözlerimiz değildir. Fakat, belki aydınlığın adaleler üzerindeki tesirinden mahrum olduğu için, belki insan yüzü kendi ışığıyla aydınlanmadığı için, körlerde ağzın hareketlerine varıncaya kadar her şey değişiyor, ancak cansız maddelerde görülen bu gerginlik, hiçbir sesin kuramadığı bir nevi sessizlik siniyor.