Vâkıa şu ki, bugün bize ait olan zaafları düne atfeden yaygın yaklaşım insanı bir 'kader mahkumu' na dönüştürüp kusurları kişinin kendi üstünden atarak bir bakıma 'tenzih' de ederken, imtihan sınırını gözden kaçırıyor. Hayat imtihanında işaretlediğimiz yanlış şıkların hesabı başkalarının hesabına yazılıyor bu yaklaşımla: İyi şeyler bizden; kötü şeyler ortamdan, ebeveynden, kaderden. İyileri bizzat biz yaptık, kötüleri annemiz babamız yüzünden yaptık. İyilikler bizden, kötülükler başkalarından...
'İyi insan' olmanın yolu 'ideal şartlar' dan ve 'mükemmel ortamlar' dan geçmiyor oysa. Kaderimiz anne-babalarımızın ellerine verilmiş de değil. Bizim kişiliğimizi şekillendiren asıl unsur onlar değil, onlar bizi bu kişiliğe mahkum etmiş de değil. Aynı şekilde, çocuklarımızın kaderini ve kişiliğini ellerimizde tutuyor değiliz.
Bilakis, denklemi şöyle kurmak gerekiyor: Anne-babalarımızın bize nasıl davrandığı, anne-babalarımızın imtihanıdır. Bizim imtihanımız ise, o davranışları nasıl içselleştirdiğimiz, nasıl yorumlayıp şekillendirdiğimiz...
Yoksa, irade denilen şey insana niye verilmiş olsun?