"Bir çift marlinden birini yakaladığı günü hatırladı.
Erkek balık önce hep dişisine bırakırdı yemi; zokayı yutan balık dişisi, çılgıncasına, umutsuzluk içinde çırpınmaya başlamış, kısa zamanda yorulmuştu, bu arada erkeği hiç
ayrılmamıştı ondan, olta ipinin altından defalarca geçmiş, su yüzüne çıkan dişisinin çevresinde dönüp durmuştu. O
kadar yakındaydı ki, yaşlı adam, tırpan büyüklüğünde, tırpan biçiminde keskin kuyruğuyla ipi keseceğinden korkmuştu onun. Yaşlı adam, dişi balığı kancayla çekip rengi aynaların sırrına dönünceye kadar kafasına tokmakla vururken, sonra da çocuğun yardımıyla yukarı alırken, erkek balık sandalın yanından hiç ayrılmamıştı. Sonra, yaşlı adam
ipleri açıp zıpkını hazırlarken, dişisinin nerede olduğunu
görebilmek için sandalın yanında havaya sıçramıştı, göğsündeki o yüzgeçleri, o eflatun kanatlarını açıp, eflatun
çizgilerini göstererek derinlere dalmıştı sonra. Yaşlı adam hatırlıyordu, güzel bir balıktı, dişisinin yanında kalmıştı.
Başımdan geçen en hüzün verici olaydı bu, diye düşündü yaşlı adam. Çocuk da üzülmüştü, dişi balıktan özür dileyerek hemen kesmiştik onu."