Keşke belirsiz bir zaman diliminde geçen sikindirik bir masalda olsaydık da o zaman, bundan da elbet alınması gereken bir ders vardır deyip kapatabilseydik konuyu.
"Evet," dedim. "Delirdim."
"Neden?"
"Bilmiyorum. Delirdim işte Ayı Tufan Ağbi. Kötü oldu bu. Bu kadarını beklemiyordum açıkçası. Madem delirecektim, mutlu bir deli olsaydım bari."
Tanıdığım akreplerden ve çıngıraklı yılanlardan hiçbiri beni böyle
zehirlememişti o güne kadar. Belki de gerçeğin zehriydi bu,
kana en çabuk karışan, en tehlikeli zehir. Tuhaf bir dinginlik çökmüştü üstüme, uyuşup kalmıştım. Gözümü bile ayıramıyordum baktığım yerden.
Her neyse, eğer bu satırları okuyorsanız, eski kız arkadaşımı bu hikayeden silmemişim demektir. Demek ki bazı hatıralar hala, kızgın tavaya damlayan sular gibi içimde cızlıyor demektir. Eğer o hatıraları yazmazsam şu an içimi yakan o cızırtılar ömür boyu yakamı da bırakmayacakmış gibi geliyor demektir.
Eğer biri bana sırf kıllık olsun diye, kişiliğimi çiğnemek için, kendi kişiliğini dayatmak için, burnumu sürtmek için, moralimi bozmak için, kendini ezen her şeyin intikamını benden almak için yahut hangi amaçla olursa olsun, hiç lüzum yokken beşinci sefer mayonez yaptırmaya kalkarsa, ben bir değil iki kahkaha atarım çünkü. Elirnden geldiği kadar keyifli görünmeye gayret ederim, o görüntüm
sayesinde de bir süre sonra gerçekten keyiflenirim.