Felaketi duyup koşarak gelen öğrencilerin ve hemşirelerin ebeveynleri, sevdiklerinin isimlerini seslenerek yangında harap olmuş bölgede dolaşıyordu. Sevdiklerine benzer bir figür gördüklerinde peşinden koşuyor ve tanıdıklarının hayatta kalan sınıf arkadaşlarını bulduklarında ağlıyorlardı. Gerçekten ne kadar acıklı olduğunu söylemeye gerek yok.
Onların acılarını paylaşıp ağlayarak birlikte aradık. Birçok ceset bulunamadı. Çocuklarının fılanca sınıfta ölmüş olabileceğini duyduklarında oraya gidiyor ve sıralanan kararmış kemikleri alıp dua ediyorlardı. Bulunabilen az sayıdaki cansız bedenin kimliği -yüzler kim olduğunun ayrımı yapılamayacak kadar değiştiğinden- giysilerinin kenarına işlenen isim nakışından zar zor belirlenebiliyordu. Cesedin kendi çocuklarına ait olduğunu anlayan ebeveynler ağlamayı bile unutarak yerlerinde donmuş bir halde öylece kalıyorlardı.
Yenik düşen insan karşısında kendi derdini unutabilme, kendinden daha zayıf olan karşısında güçlenip onun doğrulmasına yardım edebilme yetisiydi bu. İnsanoğlunun hayvana üstünlüğü de buradadır zaten.