derin bir iç geçirdim, ellerimi kucağıma bıraktım. çirkin, başarısız hissettim kendimi. bu uzun hayata nasıl dayanacaktım, her sabah kadın olmaya hazırlanılan hayata. güneşte parıldasın diye saçların elma sirkesiyle durulandığı hayata. yüzün az tuzlu suyla yıkandığı hayata. komodinin üzerinde soğuk kremin eksik olmadığı hayata. ellerin ojeli tırnaklarla bebek elleri gibi olacağı hayata.
sözünü ettiğim kentin sakinleri birbirine karşıt iki dürtüyü uzlaştırmayı bilmişler: hem aynı yerde oturuyorlar hem de orayı her an terk edebiliyorlar.
öyküyü biliyorsun, günün birinde akıllı bir prens bizi pencereden uçarken yakaladı. ona uyku ilacı vermiştik ama içmemiş, içme numarası yapmış. on bir tane erkek kardeşi vardı, hepimiz kardeşlerden birine gelin gittik. öyküye göre o gün bu gündür mutlu yaşıyoruz. doğrudur. ama kocalarımızla birlikte değil.