Strega, feminist tekinsizliğin çarpıcı bir örneği. Kadın bedeninin her an suç mahalline dönüşebileceği irdeleniyor. Johanne Lykke Holm, kısa, keskin ve çağrışım yüklü cümleleriyle patriyarkal şiddettin biz kadınları tehdit ettiğini dikte etmeden, ahkam kesmeden, hissettirerek vurgulamış. Bir grup genç kız dağların eteğinde izbe bir otelede çalışmaya gidiyorlar. Kimse yok, rahibelerin kaldığı komşu manastırı saymazsak müşteri de yok. Birbirinin aynı günler ve işler. Tek düze, itaatkar bir yaşam. Genç kızların nasıl da evcimenleştirildiğinin bir imgesi bu otel.
Tabii spoiler vermemek için devamına değinemiyorum, ancak sonsuz bir olaylar silsilesi yok bu romanda. Ama kaç hayatı düşünceneceğiniz de belirsiz. Anlatıcı kız günlerinden bahsettikçe birçok yaşanamamış hayat da doluyor zihne, bir de o öğrenilmiş korkular. Holm’un anlatımını çok beğendim, zamanın belirsizleştiği bu mekanda her şey puslu gibi ama çok da berrak. İmgeleri, atmosfer yaratması, tekinsizliği hissettirmesi… Çok iyi bir roman. Bana da keşke herkes okusa demek düşüyor, tabii yıl favorilerime de eklendi.