Hiç korkmayın, ben üzerinize konan sinekleri kovarım. Farelerin parmaklarınızı kemirmesine izin vermem. Kokunuzu derin derin içime çekerim ve sizi severim. Siz bilmezsiniz ama kızlar babalarını çok severler. Her halleriyle severler...
Ama ne çok dövdünüz beni. Evde hiçbir iş yapmadığım için ne çok kızdınız bana. Yine de fayda etmedi, öğrenemedim. Yemek yapmayı, evi toparlamayı, sizi anlamayı öğrenemedim.
Benden ne istediğinizi öğrenemedim. Beni sevip sevmediğinizi hiç bilemedim. Sadece kendime çiçeklerden çaylar demledim ve sizi seyrettim. Yatakta günlerce gözünüzü açmadan yatışınızı seyrettim. Sonra uyanıp ellerinizin üzerindeki delik deşik da marları ovuşunuzu seyrettim. Aynada boynunuzdaki yaraları inceleyişinizi seyrettim. Ve ayaklarınızı seyrettim. Delik deşik ayak damarlarınızı uzun uzun seyrettim. Ve beni sevip sevmediğinizi anlamaya çalıştım.
Gözyaşlarım paçalarınızı ıslatırdı. Ama siz beni ne hissederdiniz ne de duyardınız. Zavallı gözyaşlarım solucan nemi gibi paçalarınızdan aşağı akar, topuklarınızdan süzülür, çaresizce yere damlardı.
Size bir sır vereyim.
Hep aynı kadın ölecek.
Hep aynı kadın doğuracak.
Hep aynı kadın kaçacak.
Her şey birdir.
Her şey birdir.
Her şey birdir.
O kadın... o aynı kadın... külliyen delidir.