Bizi içsel ya da teorik çelişkilerimizden kurtaran akıl değil, ata mirasi vasatlığımız, asgari edep duygumuzdur. Kendimizin esiri
kalsaydık asla kendimizi bulamazdık.
Bir düşünce artık düşünülmediğinde ölür. Ne var ki düşünme yeteneğinin sınırları ötesinde düşünüldüğünde de ölür. Felsefe kendini yok etmeden vasatlığından soyutlanamaz. Düşünme, kendi olasılıklarının nihayetine taşındığında , şiire, müziğe, sessizliğe,
tevekküle, vecde ya da deliliğe ayrılmıştır dünyalarla temasa girerek güç yitirir.
Zihin bir sığınaktır ; ondan kaçan düşünce kendini açıkta bulur, uzamda kaybolmuştur ve duyarlılığın saçmalaşmasından daha fazla yitirmiştir metanetini. Aklın kendi avlusu dışına firarı onun en verimli ve en mukadder teşebbüsünü temsil eder.