"Karşı konmaz yazgıya boyun eğmemizi bekleyen insanlara dayanamıyorum."
Genç Werther, amansız bir aşkın batağına saplanmış bir romantiktir. Aşık olduğu kadınla kurduğu ilişki yaşamla kurduğu ilişkiyle iç içedir. Okuyucu, Goethe'nin dehası ile yoğrulmuş kaleminden Werther'in acılarına bir bir şahit olur. Roman aktıkça, okuyucu, genç Werther'in duygularındaki değişimleri izler. Werther'in duygularındaki değişime bağlı olarak doğayla ilişkisi de diyalektik bir döngüde değişmektedir. Romantizmin etkisiyle, eserin hem karakterin hislerini hem de doğanın tasvirinini okuyucuya doygun bir şekilde aktardığını görüyoruz.
Werther, bir arzu nesnesi olarak seçtiği Lotte ile kendi duygu dünyasında büyük bir aşk yaşamaktadır. Bu aşkın karşılıklı olup olmadığına dair yeterince bilgimiz yok, fakat Lotte için Werther’ın önemli biri olduğunu biliyoruz. Toplumsal kurallar gereği asla kavuşamayacağı aşkının verdiği acıyla kavrulan roman karakterimiz, aslında aşık olduğu kadını mı, yoksa onu arzulamayı mı sevmektedir? Nitekim karşılaşmadan önce o kadına aşık olmaması için açık bir uyarı bile almıştır.
Lotte ve nişanlısına yönelik aslında güzel duygular besleyen Werther, içinde bulundukları durumu adil bulmuyordur. “Adil olamıyorum” diye kendine bunu ara ara hatırlatır. İnsanın aklına şu soru takılıyor: “Aşk adil olmalı mı? Aşk adil olabilir mi?” ya da “aşkın bize adil olma gibi bir borcu var mı?”
Genç Werther'in Acıları, yazıldığı dönemde okuyucuları derinden sarsmış, birçok genci etkisi altına almış bir Goethe başyapıtı. Öyle ki, romanın yazıldığı dönemde Almanya'da "Werther Salgını" olarak bilinen bir sosyal durum ortaya çıkmış, birçok genç Werther'in giydiği kıyafetleri giyip, onun gibi davranmaya başlamış. Ne yazık ki, kitabın etkisi altında kalan yaklaşık iki bin kişinin ise