doğanın kendiliğindenliğini, içinde kötülük olmayan saf bir eylem olarak gördükçe, bir nehrin en kolay akışı bulmak uğruna kaç porsuğun yuvasını yıktığını ve onun kendi yatağını yaratırken nasıl da fena, karşı durulmaz bir düşünce kurduğunu görmezden gelip yürürken sen, dünyanın durduğunu sanıyor, umutla huzuru arıyorsun…
anılar, umduğun gibi görüntüsü buğulanmış yaşantı parçaları değil. anılar yazdırdığın gibi şimdiki zamanın şu anki algısıyla kurulan yapıntı birer hayaldir; boşluklarına fırfırlı sözcükler iliştirdiğin elişi hayaller…
Zamanlama! Varoluşumuzun ilk dayanağı. Öyle ya da böyle herkes gibi zamanın çocuğuyduk ikimiz. Bir anda, bir yerde, bir kadınla bir erkeğin sarıştığı dakikada, ay büyümüşken ya da, kim bilir Venüs yakınken dünyaya, Mercan Fırtınası henüz hızını almamışken, yerkabuğunun bilmem kaçıncı saniyesinde döllenen bir boşluktuk.
İskarpelasıyla her türlü acıyı pornografik bir dille estetize eden bu kaba saba marangoz, terk edilmiş kitapların bünyesinde, ağzından salyalar akıtarak bugünün insanına ruhsal kurtuluşun basit yöntemlerini yontuyordu.