Flâneur de bina cepheleri arasında kendini evindeymiş gibi duyumsar. Onun gözünde emaye kaplı parlak firma tabelaları, aşağı yukarı bir burjuva salonundaki yağlıboya tablo gibi bir duvar süsüdür; duvarlar, not defterini dayadığı yazı masasıdır; gazete kulübeleri kitaplıklarıdır; cafe’lerin balkonları da,    işini bitirdikten sonra eğilip sokağa baktığı cumbalardır.
“Balzac, kendini kahveyle harcıyor, Musset duygularını absinthe'le köreltiyor... Murger, tıpkı şimdi Baudelaire gibi, bir sanatoryumda ölümü beklemekte. Ve bu yazarların biri bile sosyalist değildi!”
Reklam
Herkes satabilir gururla terini! Meyve yüklü salkımımı satarım ben, sen çiçeğini, Mutlu, nektarı ayaklarımın altında ezildiğinde, Sayısız fıçılarımda akar amber derelerle, Getirerek erdemiyle sarhoş efendisine, Pek çok altın, pek çok özgürlüğün bedelini ödemeye!) Lamartine’in, başarılarını birer köylü emeği diye övdüğü ve ürünlerinin kendisine pazarda kazandırdığı ücretlerle övündüğü bu dizeler, ahlâki yönden ele alınmaktan çok,* Lamartine’in sınıf duygusu açısından incelendiğinde, açıklayıcıdır. Bu, belli bir parsele sahip köylünün duygusudur. Ve yine bu, Lamartine’in şiirinin tarihinin bir parçasıdır. Parsel sahibi köylünün durumu,, 1840’larda kritikleşmişti. Köylü borç içindeydi. Parselinin yeri “artık vatan toprağında değil, ama tapudaki ipotekler sütunun daydı.”Doğaya ilişkin çarpıtıcı görüşün temeli olan ve Lamartine’in şiirine özgü köylü iyimserliği, böylece çökmüştü.
Dumas’nın evinin bodrum katında bir sürü yoksul yazarı çalıştırdığı söylentisi, epey yaygındı.
Edebiyatçının içinde yaşadığı toplumla kaynaşması, bulvarda aşağıdaki gibi gerçekleşmekteydi. Edebiyatçı, karşısına çıkacak ilk olay, espri ya da söylenti için bulvarda hazır bekleniyordu. Meslektaşlarıyla ve sokaktaki adamla ilişkilerinin ağım bulvarda örüyordu ve rüküş kadınlar giyinme sanatından ne ölçüde bağımlıysalar, edebiyatçı da bu ilişkilerin sonuçlarını o kadar gereksiniyordu.
Bilgi dağarcıkları café’lerde, aperitif kadehlerinin başında dolduruluyordu. “Aperitif alma alışkanlığı... bulvar gazeteciliğinin gelişmesiyle birlikte yerleşti. Eskiden, yalnızca büyük ve ciddi gazeteler varken... aperitif saati diye bir şey bilinmiyordu. Aperitif, ‘Paris kroniği’nin ve kent dedikodularının mantıki sonucudur.”Café yaşamı, gazete yönetmenlerinin haber hizmetinin aygıtı henüz geliştirilmiş değildi. İkinci İmparatorluğun sonuna doğru, elektrikli telgrafın kullanılmasıyla birlikte bulvar, tekelini yitirdi. Kaza ve suç haberleri, artık dünyanın her yanından alınabiliyordu.
Reklam
Reklam