“İnsanların senin gerçekten kim olduğunun ağırlığını
hissetmelerine izin ver ve bırak bununla onlar uğraşsın
lar.”
Nefesim kesilmişti. Ağzım açık kalmış, gözlerim buğu-
lanmıştı. Gerçeklerle yaşanılan bir orgazmdı bu.
İçmek iyi bir plandı. İçinizdeki acıyı görmezden
gelmek istiyordunuz ve içkinin görmezden gelmenize
yardımcı olmasını bekliyordunuz. Boğazınız kalbinizden
daha fazla yanıyordu.
Hayatta zıtlık önemliydi. Işığın ne olduğunu biliyor
duk çünkü onu karanlık diye bildiğimiz şeyle karşılaştı-
rabiliyorduk. Tatlı, öncesinde acı bir şey yendiği zaman
daha tatlı oluyordu. Hüzün için de aynısı geçerliydi. Ve
mutluluğu gerçekten hissedebilmek için hüznü hissetmek
önemliydi. O ortaya çıkana kadar düz bir çizgiydim. Ve
belki de şimdi canım yanıyordu. Ama aşkın yapması gere
ken de bu değil miydi zaten? Size bir şeyler hissettirme
si, cesaret vermesi ve kendinize daha yakından bakmanızı
sağlaması gerekmiyor muydu?
Hayat dört mevsimlik bir atlıkarıncaydı. Çoğunlukla da
beklenmedik şeylerle çıkardı karşımıza. Mutluluk. M ut
suzluk. Rahatlık. Arayış. Sıralamayı bozsan da bir yerde
yine bir araya geliyorlardı. Değişimin insanın içinde ya da
dışında olabileceğini öğrenmiştim. Ülkenin diğer ucuna
taşınmak insana bakış açısı kazandırıyordu. Akıl sağlığını
korumak duygusal ve zihinsel değişiklikler gerektiriyordu.
Ama amaç mevsim değiştiğinde başkaldırmaktı. Nedeni
sadece susuzluğunuzu gidermek bile olsa, başkaldırın.