Bilirsin bu yorulmuşluğu , içinde vazgeçmişlikler , öfkeler, intiharlar , cinnetler ve cinayetler saklıdır. O kadar emek vermiş olmaktan bile sıkılırsın , nefret eder kızar küser bağırırsın. Sonra bur şeyin değişmediğini farkedersin.
Vazgeçersin bir akşam üstü ansızın, kendinden bile.
Mektubuna; " Sana arka arkaya altı mektup yazmak zorunda kaldığım ve hiç cevap alamadığım bir dünyayı anlamaya çalıştığımız bir trajik varoluşu yaşamaya prangalıýız " diye başlayan Camus" Ya da ne biliyor musun , artık umursamıyorum benimle buluşma." diye bitirdi mektubunu. Bu yorulmuşluktur.
Bir vedanın , elveda olduğunu bilmek de acı, bilmemek de. Birisine son kez sarıldığını biliyor olmak da can yakıcı, son olduğunu bilmeden satılmak da. Çünkü her vedayı , elvedaya çeviren o şey tutkudur. İnsan tutkuyla sevdiği , tutkuyla sevildiği yerden ayrılırken sırtında koskoca bir çaresizliği de yanında götürür. Çünkü ayrılık , ölümün nefes aldıran yürüten konuşturan ilkel ama can yakıcı bir türüdür.
Giden herkes bize bir tecrübe bırakarak gider. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğretir. Biz hayatımızı bu tecrübeler ve derslerin akabinde inşa ederiz.
Dünya böyle bir yer , herkes bir gün gidebilmek için gelir. Öğrenirsin.