ilayda

ilayda
@wasabisko
10/10
·192 syf.·
2023 9. kitabı
İlk önce animesini izlemiştim, daha sonra mangasını okudum. Animesini izlediğimde de Bertholdt ve Reiner'ın dönüşümünü gördüğüm zaman şok olmuştum ve nefesim resmen kesilmişti, mangayı okurken de aynı şeyleri hissettim, yeniden. Müthiş bir plot twist, spoiler yemeyen kimsenin aklına geleceğini zannetmiyorum. Annie tahmin edilebilirdi- zira yüz hatları devine çok benziyordu ama bu ikili... Müthiş bir kurgu. Müthiş bağlama. Hala tüylerim diken diken oluyor.
Titana Saldırı - Cilt 10Hajime İsayama · Gerekli Şeyler Yayıncılık · 2016467 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Hachiko esintileri...
10/10
·132 syf.·
2023 1. kitabı
Yıldız Bekçisi Köpek Bu mangayı okurken Hachiko filmini ilk izlediğimde hissettiklerim geri geldi. Hayvanlara karşı çok büyük bir zaafım var ve bu iki köpeğin (hatta ikinci parttakini de alırsak üç köpek) bağlılıkları, asla yalnız bırakmayışları ve sahiplerine olan bağlılıkları beni derinden yaraladı. Çizimleri çok hoştu, hikayesi de güzeldi. Gözlerim de dolmadı değil açıkçası.
Yıldız Bekçisi KöpekTakashi Murakami · Gerekli Şeyler Yayıncılık · 20221,029 okunma
*SPOILER İÇERMEKTEDİR*
10/10
·484 syf.·
2018 11. kitabı
Bu zamana kadar okuduğum kitaplardan beni sarsabilen çok azı olmuştur. Belki okuduğum kitaplardan, belki de benim kolay tatmin olamayışımdandır bilinmez, tokat etkisi yaratan çok nadirdir. Ama Serenad, bana bambaşka bir dünya için kapı açtı diyebilirim. Boğazımın düğümlenmesi, hüngür hüngür ağlamam ve ağzım açık bir şekilde son kelimeyi okuyup, kitabın kapağını kapatmamdan bunu çok rahat anladım. Kitap hakkında özet geçmeyeceğim, zira başlıkta da yazdığım gibi spoiler içeriyor ve eğer hâlâ okumaya devam ediyorsanız, bu demektir ki ya okuma tutkusu edinmemiş birisiniz, ya da çoktan Zülfü Livaneli'nin bu güzel eserini okuyup bitirmişsiniz. Siyasi göndermeleri, hayatımda hiç duymadığım ve eğer Serenad'ı okumasaydım uzun bir süre daha duymayacağımı düşündüğüm tarihi olayları, karakterlerin gerçekliği ve Türkiye'nin değişmeyen -maalesef- sosyal yapısını o kadar güzel anlatmış ki Zülfü Livaneli, büyülenmemek elde değildi. Sürükleyiciydi, insanın zihninde mükemmel bir şekilde resmedilebiliyordu ve kesinlikle dolu dolu bir kitaptı. Ama beni hiç kuşkusuz en çok sarsan kısım, Max'in Şile'de uçurum kenarında, o tipiye rağmen yarım yamalak da olsa Serenad'ı çalmaya çalışmasıydı. Okurken gerçekten tokat yediğimi hissettim, nutkum tutuldu ve duraksamak zorunda kaldım. Bunun yanı sıra, anlattığı tarihi olaylar da insanın kalbine ağırlık çökertecek cinstendi kesinlikle. Sonlara doğru bir kısmında Maya, 20. yüzyılın sonunda doğan çocukların gerçekten çok şanslı olduğunu söylüyordu. Biz her ne kadar kendimizi bu sosyal yapıda şanssız görsek de -ve gerçekten de coğrafya kaderdi- savaş ve soykırım yıllarında yaşayanlara kıyasla kaderimiz kesinlikle yüzümüze biz daha doğmadan gülmüştü. Kısaca, okuyun ve okutturun, bu tadı herkesin yaşaması gerektiği kanısındayım. Bu kadar geç okuduğum
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020164,2bin okunma
8/10
·112 syf.·
2018 10. kitabı
-SONLARA DOĞRU SPOILER İÇERMEKTEDİR.- Gabriel Garcia Marquez ile ilk tanışma kitabım oldu Kırmızı Pazartesi, kısaydı evet ama insanı biraz da yoruyordu bence. Çok fazla isim vardı, sanırım bütün kasaba halkının ismi geçmişti kitapta. Başta dönüp dönüp bakma ihtiyacı duysam da sonrasında hafızama yerleşti ve akıcı bir şekilde okudum. İlk cümlesinden belli olan bu cinayetin asıl sebebi; altında yatan, önemsiz gibi gözükse de birleştirince size ana fikri sunan detaylar içinde sürüklendim resmen. Sonunu biliyorsunuz ama yine de okumaya devam ediyorsunuz. Farklı bir deneyim oldu benim için. Beni etkileyen nokta ise, herkesin Nasar'ın öldürüleceğini bildiği halde 1-2 kişi dışında kimsenin engel olmaya kalkışmaması. Yardım etmeye çalışanların da ellerinden bir şey gelmemesi gerçekten yürek burktu. Özellikle annesinin tam öldürüleceği anda kapıyı kapatması, onu koruduğunu sandığı zaman aslında onu ölüme kendi elleriyle teslim etmesi... Gerçekten ağzım açık okudum. Sarstı, şiddetli bir şekilde hem de. İnsanların yardım etmemesinin tek sebebinin de inanmaları değil, bunun altında yatan korku olduğunu düşünmekteyim. Gerçekleşecek ya da gerçekleşmeyecek bir cinayette adlarının geçmelerinden korkuyorlardı, vicdan azabı çekmekten belki de. Sonuç olarak, kaçtıkları şey yine yakalarına yapıştı ve vicdanlarıyla baş başa kaldılar. Bilip yardım etmemenin acısı yakalarını bırakmadı, belki de ömürleri boyu. Namus denen kavramın, bir beladan ibaret olduğunu düşünmüşümdür hep, bu tezimi destekleyecek bir kitap oldu bu da. İsmi lekelenmiş bir adamın yok yere öldürülmesi, öldürenlerin bununla gurur duyması, kızın ise sevdiğini korumayı öne atarak başkasının ölümüne sebep olması... İnsan oturup bir düşünmek istiyor kitabı okuduktan sonra, düşünülmesi de gerek bence. Bir hayat, namus uğruna
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,5bin okunma