Bu zamana kadar okuduğum kitaplardan beni sarsabilen çok azı olmuştur. Belki okuduğum kitaplardan, belki de benim kolay tatmin olamayışımdandır bilinmez, tokat etkisi yaratan çok nadirdir. Ama Serenad, bana bambaşka bir dünya için kapı açtı diyebilirim. Boğazımın düğümlenmesi, hüngür hüngür ağlamam ve ağzım açık bir şekilde son kelimeyi okuyup, kitabın kapağını kapatmamdan bunu çok rahat anladım.
Kitap hakkında özet geçmeyeceğim, zira başlıkta da yazdığım gibi spoiler içeriyor ve eğer hâlâ okumaya devam ediyorsanız, bu demektir ki ya okuma tutkusu edinmemiş birisiniz, ya da çoktan Zülfü Livaneli'nin bu güzel eserini okuyup bitirmişsiniz.
Siyasi göndermeleri, hayatımda hiç duymadığım ve eğer Serenad'ı okumasaydım uzun bir süre daha duymayacağımı düşündüğüm tarihi olayları, karakterlerin gerçekliği ve Türkiye'nin değişmeyen -maalesef- sosyal yapısını o kadar güzel anlatmış ki Zülfü Livaneli, büyülenmemek elde değildi. Sürükleyiciydi, insanın zihninde mükemmel bir şekilde resmedilebiliyordu ve kesinlikle dolu dolu bir kitaptı.
Ama beni hiç kuşkusuz en çok sarsan kısım, Max'in Şile'de uçurum kenarında, o tipiye rağmen yarım yamalak da olsa Serenad'ı çalmaya çalışmasıydı. Okurken gerçekten tokat yediğimi hissettim, nutkum tutuldu ve duraksamak zorunda kaldım.
Bunun yanı sıra, anlattığı tarihi olaylar da insanın kalbine ağırlık çökertecek cinstendi kesinlikle. Sonlara doğru bir kısmında Maya, 20. yüzyılın sonunda doğan çocukların gerçekten çok şanslı olduğunu söylüyordu. Biz her ne kadar kendimizi bu sosyal yapıda şanssız görsek de -ve gerçekten de coğrafya kaderdi- savaş ve soykırım yıllarında yaşayanlara kıyasla kaderimiz kesinlikle yüzümüze biz daha doğmadan gülmüştü.
Kısaca, okuyun ve okutturun, bu tadı herkesin yaşaması gerektiği kanısındayım. Bu kadar geç okuduğum