Ben, herhangi bir başarıya ulaşmadan önce başarısızlığın ön kabulü ile yaşadığım tüm stresten ve baskıdan arındım. 20 kişinin bile dinlemediği konferanslarda soru sorarken kızaran, heyecanlanan biriydim. Ne zaman ki başarısız olmamın doğal olduğunu, ailesi tarafından sürekli "aman çok göze batma" diyerek yetiştirilmiş biri olarak, insanların önünde konuşurken rezil olmanın da gayet doğal olacağını kabul ettim, bir anda tüm bu stresin yükünden kurtuldum. TedX'te binlerce kişinin önünde heyecanlanmadan, kızarmadan konuşabilir hale geldim.
Çünkü normal olan zaten heyecanlanmamdı, dolayısıyla bunda utanacağım bir şey olmamalıydı. Bu ters psikoloji ve gerçeklikle barışma, benim için muazzam bir değişimi de getirdi. Oysa içinde bulunduğumuz şartlar gereği, aslında hiç olmaması gereken başarı baskısı sürekli omuzlarımızda duruyor. Bu tamamen bir saçmalık.
Cenazenize gelecek kişi sayısını, tüm ömrünüzü nasıl yaşadığınızdan daha çok etkileyecek şeyin, cenazenizin olduğu günkü hava durumu olması da pek güzel bir bilgi değil elbette.
Ancak tüm bunlardan kaçmanın getireceği bir fayda yok ve eninde sonunda gerçeklerle yüzleşeceğiz.
Ama o esasen öne çıkmaktan, olabileceği kişi olmaktan korkmuştu. Onu korkutan sahip olduğu güçler değil bu güçlerle bir şeyleri değiştirmeyi denemekti. Çünkü bir şey yapmayı denediğinde, başarısızlık çok, çok daha ağır olacaktı. Çünkü bütün kaynaklara sahip olduğunda, başarısız olmak için hiçbir mazereti kalmayacaktı.