Ve insanlar hayatta iyi buldukları şeyi yapmaya değil, mümkün olduğunca çok şeye "benim" demeye çabalarlar. İnsanlarla aramızdaki en temel farkın bu olduğundan eminim artık.
Doğa/Tanrı'yı sevmek, nesnesiz bir sevgi duygulanışına davet değildir. Burada sözü edilen, daha çok, olmakta olan her şeyin neden öyle olduğunu anladıkça, etkilerle yetinmeyip o etkileri doğuran nedenleri kavradıkça ortaya çıkması beklenen dingin bir sevgidir.
Belki biz insanlara tuhaf gelebilir ama upuygunsuz ya da bulanık fikirler nedeniyle kendi var-kalma çabasını yitirme tehlikesi yine yalnızca biz insanlara özgüdür. Bir hayvanın, herhangi bir bulanık fikre kapılarak kendi conatusuyla çelişecek bir davranışta uzun süre ısrar etmesi neredeyse olanaksızdır.
Etkin bir güce dönüşmekle, var-kalma çabasını çeşitlendirerek çoğaltma arasındaki karmaşık ilişkiyi fark etmiş olmalısınız: Kimse, "etkiye uğramak yerine etkide bulunan bir varlık olacağım" diyerek bu oyunu başaramaz; oyundaki başarı için, bu farkındalığın var-kalma çabasını çeşitlendirmekle desteklenmesi gerektiği açıktır. Dediğim gibi, herkes var-kalma çabasını kendince bir yoldan çeşitlendirebilir. Doğa/Tanrı'nın keşfedilip öğrenilecek unsurları öyle sonsuzdur ki, kimse kendisine hiçbir fırsat kalmadığını, tüm fırsatların çoktan tüketildiğini ileri süremez. Tabii, hüzünlü varsayımların etkisiyle iflah olmaz bir çileciliğe düşmemiş ve onu bu dünyadan koparan bir melankolinin esiri olmamışsa...
Öyleyse şaşırmamız gereken belki de özgür iradenin bir yanılsama olduğunu gösteren yüzlerce güncel araştırma bulgusu değil, tam tersine hepimizin özgür iradeye nasıl olup da bu denli sarsılmaz bir inanç besliyor oluşumuzdur.