derdâ, kısa araba geçmişinde en sevdiği yer olduğuna karar verdiği cam kenarında oturuyordu. manzaradan değildi cam kenarını sevmesi. yanında bir insan az olması demekti. öğreniyordu derdâ. ne kadar az, o kadar iyi!
çevresi onlarla doluydu. kuşatılmıştı. insanlarla. yanından geçip giden insanlarla. önlerine çıktığı için hızlı adımlarla etrafından geçtikleri, siyahlar içindeki kızı görmeyen ve acelesi olan insanlarla. nasıl anlayamıyorlar, diye düşündü derdâ. yanlarından geçiyorum. buradayım, aralarında. ama hiçbirinin umrunda değilim. görmüyorlar bile beni. hepsi de kör olmuş.
cam kül tablasında ezdi sigarayı. söndü sandı. ama hiçbir şey sönmedi. iki büklüm izmarit tütmeye devam etti. bir daha denedi. sonra bir daha. karardı parmaklarının ucu. kül yerleşti etle tırnağın arasına. ama sönmedi sigara.