Rojen

Hiçbir şey geçerli değil benim için. Bütün kurallar, hayat tarzları, ideolojiler geçersiz bana. Hepsi. Provizyonu bitmiş bir kredi kartı kadar geçersiz bu dünya! Bir makasla kesilip iptal edilmesinin zamanı çoktan gelmiş. İptal edilmeli. Bir an önce! Sağlam bir elektrikli testere bulsunlar bana. Ben yaparım. Keserim dünyayı ortasından. Fazla sürmez! Birkaç yüzyılda biter işim. Benim zamanım var nasıl olsa. Hiçbir yere gitmiyorum.
Sayfa 161·Kitabı okuyor
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
her şey uyar, anything goes
Eskiden beni gerçekten sevmiş bir kadının sözleri aklıma geldi: “Daha çok erken! İçme!” Ve benim kendisine verdiğim yanıtı düşündüm. Hep aynı yanıt. “Şu an saat bir yerlerde gece yarısını geçti bile!” Ve mutfaktakiler aklıma gelince bu cümle biraz değişip yeni bir hal aldı. “Şu an, bir yerlerde iki insan doğdu bile!”
Sayfa 160·Kitabı okuyor
Gecenin Sonuna Yolculuk
“Yol! Gitmek. Uzaklaşmak. Doğduğun yerin çok uzaklarında ölmek. İnsanı insan yapan bunlar. Tanrı bile gitmemizi istiyor. Bu yüzden dünyayı bu kadar büyük, insanları bu denli küçük yaratmamış mı? İngiltere’den ayrıldıktan sonra kendimi çok kötü hissediyordum. Adadan ilk çıkışımdı ve bindiğim geminin güvertesinde ayaklarım titriyordu. İngiltere’nin dışında oksijen olduğunu bilmiyordum. Bir Fransız’la tanıştım o gemide. Bir ressam. Çok gençtim o zamanlar. Kimse benimle ilgilenmiyordu. Ben de kimseyle. Ama o Fransız bana dostluğunu sundu. Hikâyeler anlatırdı. Adını bile duymadığım yerlerdeki insanların hikâyelerini. Ve bir gün, bana bir kitap verdi. ‘Bu senin kutsal kitabın olacak!’ diyerek. İngiltere’de yaşadığım trajik olaylardan ötürü kimseye güvenim kalmamıştı. Ne kitaplar, ne sanat, ne insanlar... Hepsinden korkuyordum. Kafam karmakarışıktı. Hayatımı nasıl mahvettiğimi düşünüyordum sürekli. Daha ben nereye gittiğimi bilmezken, yeni tanıştığım Fransız, okumam için beş yüz sayfalık bir kitabı elime tutuşturuyordu. Bir hafta geçti. Kapağını açmadığım kitabın yazarının kim olduğuna bile bakmamıştım. Sadece ismine bir göz atmıştım. Ve bir gece güvertede yatarken o kadar kötü hissettim ki kendimi, o kadar korktum ki gerçek hayattan, çevremdekilerden, kitabı aralamaya karar verdim belki unutturur bana ölümüne neden olduğum insanları, terk ettiğim dostlarımı diye. Fransız bir yazarın İngilizce’ye çevrilmiş kitabıydı. Beş günde gözümü kırpmadan çok az uyuyarak bu dev hikâyeyi çiğnedim. Ve hazmettim. Son sayfayı da bitirdikten sonra gözlerimi kapattım... Daha iyi hissetmiyordum. Hayır! Ama ilginç bir duygu keşfetmiştim derinlerimde. Gitme duygusunu. Giderken duyulan hazzı. İnsanlardan kopmanın zevkini. Dünya üzerindeki insanların hepsi Kuzey Yarımküre’de toplansa, sadece ben
Sayfa 96·Kitabı okuyor
yalnızlık içinde tek kişilik ruh taşıyanlar için dayanılmazdır
Kendime “Bu kadar yalnız kalınabilir mi?” diye sorardım. “Sosyal hayvan insan, dayanabilir mi kimsesizliğe?” Ama artık biliyorum yalnızlığın korkulacak bir yanı olmadığını... Tabii bunu ruh sağlığı yerinde ve içlerinde tek bir kişilik taşıyanlar için söylemiyorum. Sözüm benim gibi içinde binlerce ruh taşıyanlara, Uzakdoğu efsanelerindeki canavarlar gibi yedi kafalı tek bedenli insanlara. Ben hep kalabalık oldum. Şehrin uzağındaki bir semte giden, günün tek otobüsü kadar kalabalık. Tıkış tıkış! Herkesin üst üste olduğu bir otobüs kadar. Dolayısıyla iyi geldi bana yalnızlık. Kendime yeterince zarar veriyordum. Ve bir de dünyanın vereceği zararları ortadan kaldırmanın imkânı olmadığına göre, yoklarmış gibi davranarak yalnızlığı seçmek en doğrusuydu... Yalnızlık kurşun geçirmez. Dostluk, aşk, aile geçirmez. Hiçbir şey geçirmez. Dışarıdan sokmadığı gibi içeriden de çıkartmaz. Cerahat yapar. Antibiyotiğini de kendinde besler. Yeter ki nerede olduğu bulunsun... Ruhun nerede olduğunu düşünürüm bazen. Vücudumun neresinde? Sonra karar veririm. Ruhum, bedenimin bittiği yere kadar...
Sayfa 146·Kitabı okuyor
Ne ölüm, ne de hayat! Hiçbiri kovalamıyor beni rüyalarımda. Hiçbirin eli bana değmiyor. Çünkü ellerim ceplerimde hiç olmadıkları kadar. Varlığıma nedensizlikten delirdim ben. Hiçbir nedeni kendime yakıştıramadığımdan. Hepsini giydim. Hiçbiri olmadı. Hepsi dar geldi. İnansaydım herhangi birine, uğruna gerekirse dünyayı kan gölüne çevirirdim. Okyanuslar kırmızı olurdu. Pıhtılaşmış kanlardan siyah dağlar yükselirdi. Ama inanamadım. Bir türlü inanamadım... Bütün hayat bir illüzyon. Benim gibi, Kayra gibi...
Sayfa 136·Kitabı okuyor