Perdenin sebebi şudur ki bir kimse Sünni itikadını öğrenirken onun delillerini diyalektik ler ve münazaralarda sunulduğu şekli ile alır. Saniyen kalbini bu aldığına külliyen teslim eder ve artık onun ötesinde bir ilmin olmadığına iman etmeye başlar. Kalbine başka bir şey girecek olsa "bu duyduğum şeyle çelişiyor o halde onunla çelişen her şey batıldır". Diye hüküm verir bu gibi bir kimsenin hadislerin iç yüzüne dair hakikatleri bilmesi imkânsızdır; zira avamın öğrendiği iman ancak hakikatin kalıbı ve kabuğudur hakikaten kendisi, özü değil. Kamil bilgi kalıbın içindekinin keşfedilmesi içindir tıpkı kabuklu yemişin içindeki öz misali. İMAM GAZZALİ
yenilenme sürecinin parçası olmayan her şey ve herhangi bir şey ölü addedilmektedir.
Bu yenilik tanrısının esmalarından bir tanesi “el-Orijinal”dir. Hükmünü, yeni stiller ve modeller emrederek icrâ eder. Din adamları her yerde hâzır ve nâzır olmakla birlikte en marifetlileri, toplu beyin yıkamanın âleti olan reklam alanında bulunur. Moda “müçtehidleri”, kadınların ne giyecekleri konusunda her sene yeni “fetvalar” vererek yeni yeni “içtihatlarda” bulunurlar. Sanat dünyası ise açıktan açığa en büyük tanrı olarak “orijinalliğe” tapmaktadır. Veyahut modern üniversiteyi ele alın: Profesörlerimiz “Paris fırınlarından taze çıkmış" en son teorileri çoğunlukla gelir gelmez sıcak sıcak yemekteler.
Aklımızda daima bulundurmamız gereken gerçek şu ki geleneğin inkârı ve reddi, modern dünyada evrensel çapta kabul görmüş yegâne dogmadır. Descartes, Rousseau, Marx ve Freud gibi modernitenin haşmetli “elçilerinin” hepsi, muhtelif tanrılara intisap etmişliklerine ek olarak bir de o “eski tanrıların” artık tedavülden kalktığı konusunda hemfikirlerdi. İslâmî görüşe göre, Allah'ın tüm peygamberlerinin getirdikleri, tevhîd noktasında ayniyet arz eder. Yani tevhîdi paylaşırlar. Modernitenin “elçileri” ise teksîri paylaşır. Bir kimsenin Allah'ın birliği ve tekliğini inkâr edebilmesi, O'nun yerine ikâme edeceği yeni tanrılar icat etmesine bağlıdır.
Teksir= çok tanrılı
Modern zamanlar ve modern düşünce tek bir merkezden, tek bir intibak, tek bir yönelim, tek bir amaç ve herhangi bir şekilde teklik arz eden bir maksattan yoksun durumda. Diğer bir deyişle, “Tek Bir” tanrısı yok. Tanrı, hayata anlam ve istikamet veren şey iken modern dünya, birçok tanrıdan anlamlar devşirme gayretinde. Şiddetini gittikçe artıran bir teksîr süreciyle tanrılar adede gelmeyecek derecede çoğaldı ve neticede insanlar kendi nefslerine hitap eden tanrılara kulluk etmekteler.
Teksîrin şiddetlenme süreci, İslâm düşüncesinin tarih boyunca izlediği genel istikameti Avrupa uygarlığınınkiyle mukayese ettiğimizde daha bir görünür hale gelir. Yakın bir geçmişe kadar, İslâm düşüncesinin temel niteliği, sürekli olarak birlik, uyum, birleşme ve sentez kavramlarına doğru tabii bir seyir halinde olmakti. Büyük Müslüman mütefekkirler birçok alanın erbabı oldukları halde bütün bu alanları tek tevhîd ağacının dalları olarak mütalaa ediyorlardı. Astronomi ve zooloji, fizik ve ahlâk bilim, matematik ve hukuk veya mistisizmle mantık arasında hiçbir tenakuz (çelişki) yoktu. Her şey aynı düsturlarla idâre ediliyor, zîra her şey Allah’ın her şeyi kuşatan hakîkatinin bir tecellîsi olarak görülüyordu.