Birbirinden farklı alanlarda yazılmış 15 öyküden oluşması kitabın durağanlığını çok güzel bozmuş. Felsefe, tarih, psikoloji, distopya hepsi birbiriyle ahenkli bir şekilde bir arada. Bir duyguyu asla bir sonraki öyküde yaşamıyorsunuz ve bu da her öyküyü güzelce sindirmeniz gerekliliğini ortaya çıkarıyor. Alper Aydoğan’ın ilk kitabı olmasına inanamıyorum çünkü bu kadar güzel betimlemeler ve tasvirler yapabilmesi, gündelik hayatta bazen farkında bile olmadığımız yaşamları bize yaşıyormuş gibi hissettirmesi; yazarımıza sanki yılların tecrübesi dedirtecek bir başarı sağlamış. Eleştiri yok mu tabi ki var, gelelim onlara; yazar hikayeleri bizler yaşıyormuşuz gibi anlatmış, dediğim gibi betimlemeleri çok yerinde çok güzel ancak hikayeler bazen havada kalmış ne olduğu anlaşılmadan pat diye bitiyor ve bazı hikayelerde anlatmaya çalıştığı düşünce olay akışında kaybolmuş gibi geldi bana. Naçizane tavsiyem; çıkarım yapılacak sonuca biraz daha yaklaşılması, psikolojik değerlendirmelerin de betimlemeler kadar derin olabilmesi yönünde. Ama ilk esere göre muazzam bir edebiyat, muazzam bir kalem. Kendisini tebrik ederim, başarılarının devamının geleceğine eminim ve özel imzalı kitabı için de çok teşekkür ederim.