Zaten ölümlü olan ve nefes aldığı dönemi yardımlaşarak, dünyayı biraz daha yaşanılır kılarak geçirmesi beklenen insan, ırk, din, dil, bölge, mezhep, parti, ideoloji diye birtakım kavramlar uğruna bölünüyor ve eline geçirdiği silahlarla katliama girişiyor.
Düşünce kültürden türer. Kültürün beslediği düşünce ise üretime dönüşür. Gelişmiş ülkelerin sadece tüketimini, teknolojik seviyesini ve refahını görmek, meyvelere gözünü dikerek ağacı görmemek demektir. Ağaç kültürdür. Ve kültür yarım yamalak eğitim verilen okullardan alınan bir belge değil, bir halkın tarihini kapsayan ve o halkın insanlık tarihi içindeki yerini belirleyen varoluş biçimidir.
Bizim iç hesaplaşmamız az, dış hesaplaşmamız ise gereğinden fazla gibime geliyor. İç değerlerimize göre kendimizi sorgulamıyoruz. Daha doğrusu içimiz biraz boş. Dışarıya göre var oluyoruz. Başkalarının bize biçtiği değer, kendi gözümüzdeki değerlendirmeden daha önemli. Yani varlığımızı, dışardan nasıl algılandığımız sorusu üzerine kuruyoruz, ne olduğumuz sorusu üzerine değil.
“İtibar” meselesi bu yüzden öne çıkıyor.
“O kadar büyütme” diyordu, “insan dediğin öyle ideallerdan falan oluşmaz. Hırs, başarı arzusu, para kazanma hırsı, cinsel tutku, kıskançlık, başkalarını ezme duygusu… İşte insan budur. Ve amacına ulaşmak için her türlü aşağılık numarayı çevirir.”