Mert

Bazen sanıyorlar ki susmak zayıflık, kısa cevaplar ilgisizlik, geri adım atmak kabulleniş, oysa bazen insan bütün ağırlığını, bütün yorgunluğunu, bütün öfkesini tek bir noktada toplar ve sadece tamamdır der, ne bir kelime eksik, ne bir kelime fazla, çünkü bazı şeyler üzerine ne kadar konuşursan konuş, dönüp dolaşıp aynı yere varır, ve ben artık kendimi aynı döngüde tüketmiyorum, haklı çıkmaya çalışmıyorum, kimseye kendimi ispat etme çabasında değilim. Öğrendim ki sağlam duruş kimi zaman suskunlukla ortaya çıkar, kimi zaman hiçbir şey büyütmemek, hiçbir şeyi devam ettirmemek en gürültülü cevaptır, çünkü insanın kendi iç sesi dışarıdaki her kelimeden daha yüksek konuşur, yeter ki sen kendine net ol, benim tavrım kırgınlıktan gelmiyor, yorgunluktan da değil, sadece artık kendimi heba etmemeyi seçiyorum, bir mesele tek bir cümleyle kapanabiliyorsa bu benim kararlılığımdır. Olgunluk bazen konuşmakla değil konuşmamayı bilmekle gelir, bazen tek bir nokta sayfalarca açıklamadan daha güçlüdür, bu yüzden ne suskunluğumda eziliyorum, ne de sözlerimde kendimi küçültüyorum, aksine tam da bu halimle kim olduğumu, nerede durduğumu, neyi hak ettiğimi biliyorum...
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bazen en doğru ilaç, gitmektir... İnsanın canını en çok yakan şey, bazen bir an, bazen bir kelime, bazen bir insan, bazen de bir yerdir. Zarar gördüğün bir yerde kalmaya devam etmek, sanki her gün aynı yaraya yeniden tuz basmak gibidir. Küçücük bir kıvılcımdan çıkan yangının küle çevirdiği bir ormanda yaşamaya çalışmak gibi. Her sabah uyanır, derin bir nefes alırsın, ama o nefesin içine sinmiş kül kokusuyla bir daha boğulursun. Ve sonra bir gün, içinde bir şey fısıldar: "Git." Uzaklaşmak kolay değildir. Zarar görmüş olsan bile, tanıdık olanla vedalaşmak zordur. Çünkü insan alışır. Acıya bile. İhanete, hayal kırıklığına, yorgunluğa bile alışır. Kalmak bazen kaçmak gibi gelir; "hiç değilse tanıdık" diye düşünürsün. Ama bilmezsin ki, tanıdık olan, seni en çok kanatan şeydir aslında. İyileşmek için gitmek, kaçmak değildir. Tam aksine, yüzleşmenin en cesur halidir. Çünkü uzaklaşmak demek, bir anlamda kendine "ben buna layık değilim" demektir. Bu cümle çok şey değiştirir. Zarar gördüğün yerde büyüyemezsin. Zehirli bir toprağa ne ekersen ek, çiçek açmaz. Köklerin çürür. Ne kadar uğraşırsan uğraş, tutunamazsın. O yüzden bazen gitmek gerekir. Sessizce, kimseye açıklama yapmadan, sadece kendin için... Yeni bir şehir, yeni bir ev, yeni yollar... Belki de sadece gökyüzü değişir, ama insanın içinde kımıldayan bir şey olur. Zamanla anıların sesi azalır. Yüzler, kokular, cümleler silikleşir. Yeni anılar kendine yer bulur. Kalbin, kırık yerlerinden yeniden şekillenir. Ve fark edersin ki, uzaklaşmak aslında kendine yaklaşmaktır. Kalabalıktan, gürültüden, beklentilerden arınıp sadece sen kalırsın. Gerçek sen. Zarar gördüğün yerden uzaklaşmak, bir tür vedadır. Ama bu veda bir bitiş değil, yeniden başlama cesaretidir. Her gidiş, biraz yas, biraz özgürlük, biraz da umuttur. Ve en
İnsan ve Duygular
Ne kadar iyi olursan o kadar suistimal edilirsin, ne kadar sarılırsan o kadar kaçarlar. Ne kadar dürüst olursan ol o kadar eleştirilirsin. Ne kadar gerçek olursan o kadar hasta ruhlarını görürsün. Bazıları doğruyu değil, karaktersiz ruhları sever. O bende yok.
Yaşam
Hayat, insana üç farklı yolculuk sunar. İlkinde, saflığın içinde uyanırız. Her şeyin berrak, dünyanın sınırsız olduğu bir çağ. Gözlerimizde hayret, kalbimizde saf bir coşku vardır. Ama zaman, bir çocuğun avuçlarındaki ince bir kristal gibi bu saflığı yavaşça aşındırır. İlk kaybediş burada başlar. Sonra ikinci yaşam gelir; masumiyetin yitirildiği anlar. Dünya artık bildiğimiz gibi değildir, gölgeler belirginleşir, gerçekler ağırlaşır. Hayatın sınavları, ruhumuzdaki lekesiz sayfaları doldurmaya başlar. İnsan kayıplarını, hayal kırıklıklarını, mücadelelerini fark eder. Yine de burada da bir armağan vardır: olgunluk. Kim olduğunu anlamaya başladığın, kendini inşa ettiğin anlar. Masumiyet gider, ama yerine derin bir bilgelik bırakır. Ve üçüncü yaşam en sessiz olanı. Günler artık geçmişe bakarak yaşanır. Anılar, yürekte birer iz bırakır. Artık zamanla yarışılmaz, sadece kabul edilir. İnsan, hayatını gözden geçirirken şunu düşünür: "Sevdim mi? Sevildim mi? Anlamlı bir iz bırakabildim mi?" Ve sonunda, ruh huzur bulur. Çünkü bir yaşamın sonu, her zaman bir başka yaşamın başlangıcıdır.
kendini talihli sayıyorsan, sayma, çünkü ne edindiysen bir şeyleri biraz farklı yaptığın ya da başkalarından biraz daha fazla sihir kattığın için edindin. Charles Bukowski