Bazen en doğru ilaç, gitmektir...
İnsanın canını en çok yakan şey, bazen bir an, bazen bir kelime, bazen bir insan, bazen de bir yerdir. Zarar gördüğün bir yerde kalmaya devam etmek, sanki her gün aynı yaraya yeniden tuz basmak gibidir. Küçücük bir kıvılcımdan çıkan yangının küle çevirdiği bir ormanda yaşamaya çalışmak gibi. Her sabah uyanır, derin bir nefes alırsın, ama o nefesin içine sinmiş kül kokusuyla bir daha boğulursun. Ve sonra bir gün, içinde bir şey fısıldar: "Git."
Uzaklaşmak kolay değildir. Zarar görmüş olsan bile, tanıdık olanla vedalaşmak zordur. Çünkü insan alışır. Acıya bile. İhanete, hayal kırıklığına, yorgunluğa bile alışır. Kalmak bazen kaçmak gibi gelir; "hiç değilse tanıdık" diye düşünürsün. Ama bilmezsin ki, tanıdık olan, seni en çok kanatan şeydir aslında.
İyileşmek için gitmek, kaçmak değildir. Tam aksine, yüzleşmenin en cesur halidir. Çünkü uzaklaşmak demek, bir anlamda kendine "ben buna layık değilim" demektir. Bu cümle çok şey değiştirir. Zarar gördüğün yerde büyüyemezsin. Zehirli bir toprağa ne ekersen ek, çiçek açmaz. Köklerin çürür. Ne kadar uğraşırsan uğraş, tutunamazsın. O yüzden bazen gitmek gerekir. Sessizce, kimseye açıklama yapmadan, sadece kendin için...
Yeni bir şehir, yeni bir ev, yeni yollar... Belki de sadece gökyüzü değişir, ama insanın içinde kımıldayan bir şey olur. Zamanla anıların sesi azalır. Yüzler, kokular, cümleler silikleşir. Yeni anılar kendine yer bulur. Kalbin, kırık yerlerinden yeniden şekillenir. Ve fark edersin ki, uzaklaşmak aslında kendine yaklaşmaktır. Kalabalıktan, gürültüden, beklentilerden arınıp sadece sen kalırsın. Gerçek sen.
Zarar gördüğün yerden uzaklaşmak, bir tür vedadır. Ama bu veda bir bitiş değil, yeniden başlama cesaretidir. Her gidiş, biraz yas, biraz özgürlük, biraz da umuttur. Ve en