Shakespearean

Shakespearean
@whyaleyna
İngiliz dili ve edebiyatı
26 okur puanı
Ağustos 2021 tarihinde katıldı
Durumun son derece kişiselmiş gibi göründüğü anlarda bile, başkaları size direkt olarak hakaret ediyor olsa bile, yine de sizinle ilgisi yoktur. Söyledikleri ve yaptıkları şeyler, dile getirdikleri fikirler kendi zihinlerinde yaptıkları anlaşmalar doğrultusundadır. Kişilerin bakış açıları, ehlileştirme sürecindeki programlamalarından oluşur. Birisi size, "Hey sen çok çirkinsin" dese bile, bunu kişisel algılamayın. Çünkü gerçek şu ki, bu kişi kendi duygu, düşünce ve inançlarını ifade ediyor. Bu kişinin size gönderdiği zehri kabul edip etmemek kişisel algılamayla ilgilidir. Eğer zehri kabul ederseniz, onu size ait kılarsınız. Kişisel algılamak, sizi kara bü­ yücüler için kolay bir av haline getirir. Kara büyücüler sizi kü­ çücük bir fikirle kolaylıkla avlayabilirlerse, sizi istedikleri zehirle besleyebilirler. Siz de söylenenleri kişisel algıladığınız için zehri afiyetle yutarsınız. Onların sizi besledikleri duygusal çöplük, artık sizin çöplü­ ğünüz; haline gelir. Oysa hiçbir şeyi kişisel algılamadığınız sü­ rece cehennemin ortasında bile zehirlere karşı bağışıklığa sahip olursunuz. Bu bağışıklık gücü, size ikinci anlaşmanın armağanıdır.
Reklam
Etrafınızda olan biten hiçbir şeyi kişisel algılamayın. Daha önce verdiğimiz bir örneği kullanalım. Sizi caddede gördüğümde, sizi tanımadığım halde "Hey, sen bir aptalsın" dersem bu sizinle değil, benimle ilgilidir. Eğer bunu kişisel algılarsanız, aptal olduğunuza bile inanabilirsiniz. Belki de şöyle düşünürsü­ nüz: "O aptal olduğumu nasıl biliyor? İçimi mi görüyor yoksa herkes ne kadar aptal olduğumu görebiliyor mu?" Kişisel algılamak, ancak söylenen şeye katılmakla mümkündür. Söylenen şeyle anlaşma yaptığınız anda, zehir zihninize yayılır ve cehennem rüyasının tutsağı olursunuz. S izin bu tuzağa düşmenizin nedeni bir eysel önem li lik denilen şeydir. Bireysel önemlilik ya da kişisel algılamak, bencilliğin en üst düzeydeki ifadesidir. Çünkü her şeyin "kendimizle ilgili" oldu­ ğunu varsayarız. Eğitim sürecimiz içinde, ehlileştirilme sürecimiz içinde her şeyi kişisel algılamayı da öğreniriz. Her şeyin merkezinde kendimizin olduğunu düşünürüz. Ben, ben, ben, daima ben
Birinci anlaşma, kullandığınız sözcüklerde kusursuz olabilm enizdir. Bu çok basit görünüyor değil mi? Ama çok, çok güç­ lüdür. Neden sözcükleriniz? Sözler sizin yaratma gücünüzdür. Sözleriniz, size doğrudan Tanrıdan gelen armağandır. İncil, evrenin yaratılışından şöyle bahseder: "Önce söz vardı, Tanrı sözdür, söz Tanrıdır." Yaratıcı gücünüzü sözle ifade edersiniz. Her şeyi söz aracılığıyla gerçek kılarsınız. Hangi dili konuşursanız konuşun, niyetiniz söz aracılığıyla şekil bulur. Rüyalarınız, hissettikleriniz ve gerçekten kim olduğunuz söz ile ifade bulur.
Kendinizi çok fazla horlayan biri iseniz, birisinin sizi dövmesine, aşağılamasına, size pislikmişsiniz gibi davranmasına bile katlanırsınız. Niçin? Çünkü inanç sisteminiz şöyle der: "Bunu hak ediyorsun. Bu kişi benimle kalarak bana katlanıyor. Ben sevgi ve saygıya layık biri değilim. Ben değerli biri değilim. Yeterince iyi değilim."
Gerçek adalet, her hatanın bedelini bir kez ödetir. Gerçek adaletsizlik, her hatanın bedelini tekrar tekrar ödetir. Bir hatanın bedelini kaç kez öderiz? Yanıt binlerce kezdir. İnsan, dünyada aynı hatanın bedelini binlerce kez ödeyen tek hayvandır. Diğer hayvanlar her yanlışlarının cezasını bir kez çeker. Ama biz? Bizim çok güçlü belleğimiz var. Bir hata yaparız, kendimizi yargılarız, kendimizi suçlu buluruz, kendimize ceza veririz. Eğer adalet varsa bu yeterlidir. Hatayı bir daha yapmayız. Oysa hatamızı her hatırlayışımızda kendimizi yeniden yargılarız, yeniden suçlu buluruz, ve kendimizi yeniden canlandırırız. Her hatırlayışımızda tekrar ve tekrar, tekrar ve tekrar cezalandı­ rırız. Eğer karımız veya kocamız varsa ve o da bize hatamızı hatırlatıyorsa, bu ceza bir türlü bitmez. Bu adil mi?
Reklam