Kitabı okumaya başladığım zaman içten içe sonu tahmin edilebilir bir kitap olmasına rağmen kendine bağlayan türden bir kitaptı. İlk başta aman çokta abartılmış diye bir yargı ile başladığım bu kitap beni yalnızca son sayfalarda gerçek anlamda tatmin ettiğini hissedebildim.Nora yaşamak isteyince değil,yaşamaya karar verdiğinde değil ancak yaşıyorum diyebildiğinde bir şeylerin değişmesi benim için çok anlamlıydı çünkü insan isteyince, karar verince değil de gerçekten bir şeye adım attığında veya gözünün önünde net yansımasını görebildiğinde bir şeyleri başarıdan veyahutta hayatına almaktan bahsedebilir.
Nora seed gerçekten de hayatında ne yapacağını bilemeyip her şeyden biraz biraz deneyip ve hiç bir şeyi tam olarak başaramamış bir insan olup kendini uzun bir süreliğine toplumdan dışlaması çok manidardı. Karşılaştığı gece yarısı kütüphanesi benim için başta çok bir şey ifade etmese de sonunda diğer hayatlar çok güzel olsa da ona ait olmadığını ve ne kadar güzel şeyler olursa olsun her hayatta tıpkı gerçek hayatı gibi bir kayıp yaşadığını görmesi benim için çok anlamlıydı. Bence bu kitabın kilit noktası tamamen AMOR FATİ ilkesine hizmet ediyordu. KADERİNİ SEV diyordu yazar bize içten içe . Çünkü bu hayat çok kıymetliydi ve bu dünya bize ağır geliyorsa değiştiremeyeceğimiz şeyleri düşünüp hayatı intihara sürüklemek yerine kaderimizi sevip onu kabullenmeliydik. Benim çok severek benimsediğim bu felsefi görüşü bir kitapta deneyimlemek benim için çok tatlı bir raslantıydı ..
Okuduğunuz için teşekkür ederim.
"Hala ölmek istiyor gibiyim. Zaten ölmeyi uzun zamandır istiyordum. Tam bir fecaat olarak yaşamanın acısı, öldüğüm takdirde herhangi birinin duyacağı acıdan daha fazlaydı; bunu enine boyuna duşünmüştüm. Hatta öldüğümde çok rahatlayacaklarına emindim. Kimseye bir faydam yok. İşte kötüydüm. Herkesi hayal kırıklığına uğrattım. Açıkçası, tam bir karbon ayak izi israfıyım. İnsanları üzüyorum. Hayatımda kimse kalmadı.