niye çöl niye çöl niye çöl
niye çıkamıyorsun çölden
hem sen hiç çöl görmedin ki?
gökdelenler ışıklar içinde
şehrin boyalı zirvesi
soruları kendine göre
hep yaptığın gibi
zamanın genişliğine gülümse
bildiklerimiz
ne kadar seyreltti
bilmediklerimizi
asıl bildikçe çöl
çöl dediğin bir büyük belki
belki onlarca kez öldüm çölde
belki ölmekten unuttum kendimi
belki çöl kadar büyük bir şiir kaldı içimde
hangi çağa dönersem döneyim
ilk ruhumu çağırıyorum şiirle
çocukken anımsadığım birkaç temel imge
güne rehin verdiğim
büyüdükçe
geri almak isteği
“…
Ayrıca bu ülkede gözaltında kaybolanlar kadar göz önünde kaybolanlar da vardır, göz göre göre kaybedilenler vardır. Üstelik göz önünde kaybolanlar sadece insanlar da değildir; ahlak, vicdan, insaf, hakkaniyet gibi bizi biz yapan pek çok değer de kaybedilmiştir…”
“…
Yurttaş dediysem, lafin gelişi; kendimi bu ülkede hayli uzun süredir bir yurttaş olarak değil, bir rehine gibi hissediyorum. Yalnızca dört duvar arasına kıstırılmış siyasi rehineler yok bu memlekette. Bir de bizim gibi sokağa çıkabildiği için özgür zannedilen ama ruhları hapsedilmiş rehineler var. Bu ülkede özgürlük hali pek çeşitilik göstermese de, rehinelik hali bir hayli çeşitli…”