“Martin Heidigger, ‘sesin ve bakışın aynılığından’ söz eder. Birbirlerinin aynı olmalarının yanı sıra, kişiye ait olarak aynılıklarına da işaret düşürür bu söz. Gerçekten ses de, bakış kadar kişisel bir aidiyet içerir, ikisi de taklit edilebilirler ama aynı olmazlar. En başarılı taklit bile bir yerde teyel yerinden sökülüp hilesini ele verir. Sesimiz bir anlamda bize kimlik kazandıran bir enstrümanımızdır…”
“…
Çoğu kişi içindeki boşluğun sessizliğini dışarıdan gelecek seslerle bastırmaya çalışır. İnsanların en çok korktukları şeylerden biri de içlerindeki boşluktur, o boşlukta kaybolabilecekleri olasılığıdır. Günümüzde elinden cep telefonu düşmeyenlerde de benzer bir paniği bastırma gayreti görüyorum…”
“…
Umumi yerlerde cep telefonuyla yüksek sesle konuşmak, yalnızca sesini karşı taraftakine duyurmak için değil, bulunduğu mekânda varlığına hacim kazandırmak içindir de... Çünkü ses, görünmezlik korkusu taşıyanların varlığını hissetmek ve etrafa duyurmak için yardım aldıkları güçlü bir enstrümandır…”
“Dış dünyadaki seslerin yanı sıra bir de ‘içimizdeki ses’ten söz edilir… İçimizdeki sesin dışarıdan duyulur bir ses olmadığını biliriz. Yalnızca hissedilen bir sestir o, tınısı, perdesi, tonu yoktur, kendini dayatan bir gücü vardır yalnızca. Aklın sesine kulak vermek, vicdanının sesini dinlemek diye tanımlanan insani seçimlerle benzeştir…”
“…Şairin sözünün olması yetmez, kendi sesinin de olması gerekir çünkü. Şahsi bir sese sahip olmaksa şairliğin en güç yanlarından biridir. Kaç şairi sesinden tanırsınız ki!..”