Willy Wonka

Willy Wonka
@willywonka
oompa loompa muhabbeti sarmadı
"Ah!" dedi. "Artık sanat eserinden kaçıyorum. Artık yalnızca güneşe tapmak istiyorum. Dikkat ettiniz ki, güneş düşünceden nefret eder; düşünceyi her zaman korkutup gölgelerin arasına kaçırır. Düşünce, önceleri Mısır'da yaşardı; güneş Mısır'ı fethetti. Sonra uzun zaman Yunanistan'da yaşadı; güneş Yunanistan'ı fethetti. Ardından İtalya, sonra da Fransa. Artık düşünce tümüyle, Norveç ve Rusya'ya güneşin hiç girmediği yerlere çekilmiş durumda. Güneş sanat yapıtını kıskanır." Ah, güneşe tapmak, yaşama tapmaktı. Wilde'ın lirik tapınması şiddetli ve korkunç bir hal almaktaydı. Yazgısı onu zorluyor; o ise karşı çıkamıyor, çıkmak da istemiyordu. Tüm dikkatini, tüm gücünü, yazgısını gözünde büyütmeye ve kendini kızdırmaya harcıyordu sanki. Zevke, görevine koşar gibi atılıyordu. "Benim görevim, müthiş eğlenmek," diyordu. Daha sonraları Nietzsche beni o kadar şaşırtmadı; çünkü Wilde'ın şöyle dediğini duymuştum: "Mutluluk değil! Kesinlikle mutluluk değil. Zevk! İnsan her zaman en trajik olanı istemeli."
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Wilde, "sanatçının yazgısı" diye bir şeye inanır, düşüncenin insandan güçlü olduğunu düşünürdü. "İki tür sanatçı vardır," derdi. "Bazı sanatçılar yanıtlar, ötekiler de soru sorar. Yanıtlayan sanatçılardan mı, yoksa soru soran sanatçılardan mı olduğunu bilmeli insan; çünkü yanıtı veren, asla soruyu soran değildir. Bazı yapıtlar bekler, uzun süre boyunca anlaşılmazlar; bunlar henüz sorulmamış sorulara yanıt getirenlerdir; sorunun yanıttan çok sonra geldiğine rastlarız sık sık."
Bir sabah, Wilde, okuyayım diye bir yazı uzattı bana; oldukça kaba bir eleştirmen, "düşüncesini allayıp pullamak üzere güzel masallar uydurmayı bildiği" içi kutluyordu onu. "Sanıyorlar ki," dedi Wilde, "bütün düşünceler çıplak doğar... Benim ancak masallarla düşünebildiğimi anlamıyorlar."
Sanat yapıtını sanat yapıtı, doğa yapıtını da doğa yapıtı yapan nedir, biliyor musunuz? Aralarındaki fark nereden gelir? Aslında bakarsanız, nergis çiçeği bir sanat yapıtı kadar güzeldir; aralarındaki fark güzellik olamaz. Nedir ikisini ayıran, bilir misiniz? Sanat yapıtı her zaman tektir. Kalıcı hiçbir şey yaratmayan doğa, yaptıklarının hiçbiri kaybolup gitmesin diye hep kendini yineler. Yığınla nergis çiçeği vardır; işte bu yüzden her birinin ömrü bir gündür. Doğa ne zaman yeni bir biçim icat etse onu hemen yineler. Deniz canavarı, başka bir denizde, kendisine benzer başka bir deniz canavarı yaşadığını bilir. Tanrı tarihte bir Neron, bir Borgia ya da Napoléon yarattığınıda, bir tanesini de kenara koyar; onu bilmeyiz, önemli değil; önemli olan, birinin başarılı olmasıdır; çünkü Tanrı, insanı; insan da sanat yapıtını yaratır.
Dediğim gibi Wilde, başkalarının karşısına bir tören maskesiyle çıkardı; şaşırtmak, eğlendirmek, bazen kızdırmak üzere. Hiçbir zaman karşısındakini dinlemez, düşünce kendi düşüncesi olmadığı sürece onu hiç ilgilendirmezdi. Tek başına parlamadığı an, kendini gözden silerdi. O zaman ancak onunla baş başa kalınca yeniden ortaya çıkardı. Baş başa kaldığı an hemen söze başlardı: "Dünden beri neler yaptınız?" O sıralar benim yaşamım inişsiz çıkışsız olduğu için, anlatacaklarımın hiçbir ilginç yanı yoktu. Sıradan birkaç olayı sayardım, Wilde'ın alnı kırışırdı. "Gerçekten bunlar mı yaptıklarınız?" "Evet." "Doğru söylüyorsunuz, değil mi?" "Evet, tabii." "Peki o zaman niye anlatıyorsunuz? Hiç ilginç değil ki. Bakın, iki dünya vardır: Sözü edilmeden var olan dünyaya gerçek dünya denir; çünkü bu dünyayı görmek için sözünü etmeye hiç gerek yoktur. Öteki ise sanat dünyasıdır, bu dünyadan söz etmek gerekir; çünkü ancak sözü edildiğinde var olur."