Çok gençsin Martin, çok gençsin evlat. Yükseklere kanat çırpacaksın ama kanatların en açık renklerle bezenmiş, en narin, en ince tülden. Yakıp kavurma onları.
Fakat benim kendi görüşlerim var ve kendi zevklerimi, hep birden aynı görüşü benimseyen insanların yargısına tabi kılamam. Eğer bir şeyi sevmezsem sevmem, hepsi bu; salt türdeşlerimin çoğunluğu bunu beğendi ya da beğendiğini farzetti diye benim de onları taklit edip bundan haz almam için bir sebep yok. Sevdiğim ya da sevmediğim şeylerin modasını takip edemem.
O her şeyden önce ve her zaman bir aşıktı. Geri kalan her şey aşka tabiydi. Aşk macerası düşünce dünyasındaki macerasından daha büyüktü. Dünyanın kendisi ise karşı konulmaz güçlerin birbirini ittiği atomlar ve moleküllerden oluştuğu için değil, içinde Ruth yaşadığı için muazzam bir yerdi. O, Martin’in tanıdığı, hayal ya da tahmin ettiği en muazzam şeydi.
Tüm yaşamı boyunca aşkın yokluğunu hissetmiş, aşka aç yaşamıştı. Doğası aşkı arzuluyordu. Varlığının yapısal ihtiyacıydı aşk. Buna rağmen hep aşksız yaşamış, bu süreçte de katılaşmıştı. Aşka ihtiyaç duyduğunu fark etmemişti. Şimdi de farkında değildi aslında. Sadece fiilen uygulamasını görmüş; gördükleri karşısında heyecanlanıp bunun güzel, yüce, muhteşem bir şey olduğunu düşünmüştü.