Yahudi erkeklerinin her gün,"beni kadın yaratmayan Tanrı'ya şükürler olsun" diye dua ettiklerini belirtmekle yetinelim. Cinsiyet ayrımıyla kutuplaşmış ve bir cinsin diğeri karşısında böylesine eşitsiz bir konumda olduğu bir dünyada kadın yaratılmadığı için şükredenlerin "selamet"e bilmiyoruz ama, mutluluğa kavuşmaları mümkün olabilir mi?
Evlilik, boşanma ve kadınlara tanınan miras hakkı konularında İslamiyet'in Yahudilikten büyük ölçüde etkilenmiş olduğu söylenebilir. Ayrıca, kadının cinsel haz almaya hakkı bulunmasını salt İslamiyet'e özgü "ileri" bir şeymiş gibi sunan yazarların konuyu iyi bilmedikleri de açıktır. Montgomery Watt'da, özellikle Tanrı-insan ilişkisi konusunda da Eski Ahit'in, Kur'an'a göründüğünden daha yakın olduğuna işaret etmektedir.
Bu konuda son bir ilginç nokta da Atina'da özgür kadınların bile mahkemede tanıklık yapma hakkının bulunmamasıdır. Buna karşılık, mahkeme dışında ettikleri yemini bir erkek duyar da bunu mahkemeye getirirse, "dolaylı kanıt" sayılabilirdi. Aksi halde ettikleri yeminin de bir hükmü yoktu! Görüldüğü gibi, bu durumda , Kur'an'da iki kadının tanıklığının bir erkeğinkinin yerini tutabilmesi gerçekten bir ilerleme sayılabilir. Ama unutmamak gerekir ki, Kur'an'da iki kadının tanıklığı ancak bir başka erkeğin tanık olarak varlığı durumunda kabul eder; yani, hiç erkek tanık yoksa dört kadın iki erkeğe eşit olamaz. Burada ilginç olan, her iki geleneğin de, bu kısıtlamanın gerekçesi olarak aynı bahaneye- kadının sözde daha duygusal olmasının algılama yeteneğini ve akıl yürütme yetisini azaltması-başvurmasıdır.