Bazı şeyler satın alarak aslında kaynağını bilmediğimiz sorunlarımıza geçici bir çözüm bulmaya çalışıyoruz. Gereksinimlerimiz psikolojik olduğu halde maddi şeylere, nesnelere yöneliyoruz. Kafamızı derleyip toplamamız gerekirken evimiz derli toplu görünsün diye raflar satın alıyoruz. Dost sıcaklığının yerini tutsun diye kaşmir hırkalar giyiyoruz.
Sıradan yemekler yemek, çok zengin bir sofrada yemek yemek kadar zevk verir insana, tabii daha fazla, daha lüks şeyler yeme isteğinden doğan acıyı bir kenara bırakırsak.
Parayla mutluluk arasındaki ilişkiyi Epikurosçu bakış açısıyla bir grafik üzerinde göstermek gerekirse, az bir gelir elde edildiği halde de paranın mutluluk getirdiği ve bu mutluluk miktarının çok paraya sahip olunsa bile artmadığı görülür. Yani, çok zengin olursak mutsuz olmayız, ancak, Epikuros'un ısrarla vurguladığı gibi, daha fazla paraya sahip olmamız sınırlı bir gelirle yaşayan insanlardan daha mutlu olacağımız anlamına gelmez.
Epikuros’un savının özü şuydu: paramız olduğu halde dostlarımız, özgürlüğümüz yoksa ve yaşadığımız hayat üzerine inceden inceye kafa yormuyorsak asla gerçek anlamda mutlu olamayız. Bütün bunlara sahip olduğumuz halde paramız yoksa o zaman da asla mutsuz olmayız.
Önceden asla kestiremeyeceğiz bir durum üzerine bu kadar kafa yorup kaygılanmak hiç de anlamlı değildi:
Yaşamıyor olmak hiç de korkunç bir şey değil, bunu tam anlamıyla kavramış bir insan için hayatta katlanılmayacak hiçbir şey yoktur.